İçeriğe atla
  • GEYİKLİ GECE

    Alıntı Şiir ve Şiirsel Yazılar
    1
    0 Oy
    1 İleti
    45 Bakış
    S
    Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta Her şey naylondandı o kadar Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı. Ama geyikli geceyi bulmadan önce Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk Geyikli geceyi hep bilmelisiniz Yeşil ve yabani uzak ormanlarda Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan Hepimizi vakitten kurtaracak Bir yandan, toprağı sürdük Bir yandan kaybolduk Gladyatörlerden ve dişlilerden Ve büyük şehirlerden Gizleyerek yahut döğüşerek Geyikli geceyi kurtardık Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz Bilir bilmez geyikli gece yüzünden Geyikli gecenin arkası ağaç Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü Çatal boynuzlarında soğuk ayışığı İster istemez aşkları hatırlatır Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş Şimdi de var biliyorum Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli Hiçbir şey umurumda değil diyorum Aşktan ve umuttan başka Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor. Biliyorum gemiler götüremez Neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini Örneğin Manastırda oturur içerdik iki kişi Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi Geyikli gecenin karanlığında Aldatıldığımız önemli değildi yoksa Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak Gümüş semaverleri ve eski şeyleri Salt yadsımak için sevmiyorduk Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz Ne iyiydik ne kötüydük Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı Ama ne varsa geyikli gecede idi Bir bilseniz avuçlarmız terlerdi heyecandan Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında Büyük otellerin önünde garipsiyorduk Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk Yahut bir adam bıçaklasak Yahut sokaklara tükürsek Ama en iyisi çeker giderdik Gider geyikli gecede uyurduk Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı Sultan hançerIeri gibi ayışığında Bir yanında üstüste üstüste kayalar Öbür yanında ben Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım Eskimiş şeylerle avunamıyoruz Domino taşları ve soğuk ikindiler Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık Gölgemiz tortop ayakucumuzda Sevinsek de sonunu biliyoruz Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum İyice kurulamıyorum saçlarını Bir bardak şarabı kendim için içiyorum Halbuki geyikli gece ormanda Keskin mavi ve hışırtılı Geyikli geceye geçiyorum Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum. Turgut Uyar
  • GÖĞE BAKMA DURAĞI

    Alıntı Şiir ve Şiirsel Yazılar
    1
    0 Oy
    1 İleti
    49 Bakış
    S
    İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar Şu aranıp duran korkak ellerimi tut Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalım Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım İnecek var deriz otobüs durur ineriz Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda Beni bırak göğe bakalım Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor Seni aldım bu sunturlu yere getirdim Sayısız penceren vardı bir bir kapattım Bana dönesin diye bir bir kapattım Şimdi otobüs gelir biner gideriz Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat Durma kendini hatırlat. Turgut Uyar
  • ZAMAN, YER , SONRA

    Alıntı Şiir ve Şiirsel Yazılar
    1
    0 Oy
    1 İleti
    44 Bakış
    S
    Ayla örtünüyoruz çağlardır, buğulu camlar ve farklanmış yüzümüzle. Başkaları uygarlıktan söz ediyor, bilmeden her geriye dönüşün belki ulaşılmaz bir ileriye adım olduğunu. Tohumdan korkuyoruz, yeryüzünün ilgisizliği hafif kılıyor bedenlerimizi, bakışımız göğe yönelirken yürekler serin tutuluyor. Sonra her çınlamayla endişe güğümleri omzuma biniyor; toprağın değişmezliği, yapıların kalıcılığı, anaların istemi kadar tehdit edici yükler. Örümcek ağında gizlenen eski yazılar kinin kuşkusunu kusuyor. Yeniden hatırlanıyor bir zamanın beyaz evleri, dudakların uyarısıyla sonu ertelenen aşkın iyicil kucağı açılıyor, öte dünyanın gerçek konutlarında. Çerçeveleri yalnızlıklarımızdan oluşan, kapıları acılardan örülmüş, toz, taş, geçmiş ve şimdiyi saklayan güzellik! Hiç bitmesin diyoruz dingin tavrımız, bir kez seçilmiş uğraşı yaşamdan ayırmamakla. Arınalım, arınalım artık yolsuzluklarından şu densiz yeryüzünün kalık çirkefinden; sevgi yazısıyla! NİLGÜN MARMARA
  • GİZLİ KAZINMIŞ AYNADA YÜZYÜZE GELDİLER

    Alıntı Şiir ve Şiirsel Yazılar
    1
    0 Oy
    1 İleti
    48 Bakış
    S
    Pencerede elmas tanecikler ve çevresinde delikler. Göz için. Deli. Çöl faresi. Kum bekçisi. Cımbız gözlü. İğne burunlu. Eskiden bir yıldızmış. Göğünü yitirmiş. Kumda şimdi. Falına bakıyor. Yeniden dönecek mi? Taneleri kimi zaman tek çıksın diye sayıyor. Olmuyor, çift çıkıyor. Bazen 'çift' tutuyor içinden. Bu kez de tek çıkıyor.Bulamıyor gök kuma hangi sayıyla yazılmış. Geceleri iyice umutsuz, renk körü... Çölde her şey birbirine karışıyor. Yakınındaki ev bir canavar, kıpırtısız, tetikte. Penceresinde elmas tanecikleri var, bunun ayrımında. Ardında bir karaltı bazen; izleniyor, bunun da ayrımında. Cımbız gözlerini belli etmeden odaklıyor pencereye doğru, dönüp, dikeliyor. Işıklıysa zaman, maki şemsiyesinin gölgesine sığınıyor. Bulutlu günler saydığı bir yana aktardığı kum taneciklerinden oluşan tepenin üzerine tünüyor. Paranoyak bir fare. Canavardan çok korkuyor. Çöle eklenmiş denize bakıyor geride duran elmas çerçeveyi unutmadan. Her ikisini de anlamıyor. İkiye ayırıyor tek ve çift gibi. Arkadaki canavarın sayısı tek, önünde açılan mavilik çift. Suya varamıyor, ıslanma korkusu var, eve de dokunamaz her gün her gece orada tek başına; pencere; karaltı; canavar... Dehlize iniyor, ürpertiyle kıvrılıyor karanlığa. Çıkarsam, çıkarsam, bakacak aşağılıyarak, anlayışsız, ezercesine, bakacak bana. Denize bakıyormuş gibi yapıyor beni izliyor, saydığım tanecikleri, şemsiyemi, dehlizime inen delikleri... Gözlerime bakıyor. Gözlerimi cımbıza benzetiyor, iğne burunlu diyor bana, deli diyor, kum bekçisi diyor, göğünü yitirmiş bir yıldız diyor bana, kumda fal baktığımı sanıyor, gök haritasındaki yerimi bulmaya çalıştığımı. Renk körüymüşüm, paranoyakmışım, umutsuzmuşum, korkuyormuşum denizden evden ondan. Dehlizimde tetikte beklediğimi düşünüyor, tedirgin olduğumu. Bilmez ki tüyle kaplanmış et ve kanda akışan hayvan erincini. Diş ve tırnak ve kuymk ve kürk ve hız ve kayma ve... Dişlerini gösterecek bir gün, maskesi düşecek diye düşünecek. Hayvan dişlerini. Hayvan güldü. Güldü hayvan oysa, bilemez. Öfke sanacak, saldırıdaki inceliği öfke bilecek, kin kabul edecek tümünü, dişi, tırnağı, kuyruğu, kürkü, hızı, kaymayı.Her gün her gece her an önünü ve ardım düşünüyor. Hiç bir düş kurmadan, yalnızca ön ve art. Art ve ön. Uluma ve dokunma korkusunu yenerse suya dalabilir, yüzebilir, dönüp canavara tırmanabilir. Pencerenin elmas taneciklerinden birine yakın durup bir deliğe yaklaşarak dişlerini gösterebilir. Öç alma duygusuyla yanarak 'Neden büyüdünüz, genleştiniz, yayıldınız, gövdelerinizle, aletlerinizle, anlaklarınızla, aşklarınızla, ağlatılarınızla, güldürülerinizle, yüceliklerle, bayagılıklarla; bu yerküreyi nasıl iyeliğinizin bir yapıtı olarak algılıyor onu altetmeye çalışıyorsunuz? ' sorabilir. Neden ve nasılla, damarlarında akışan hınç dile, dişe gelir o zaman. Benden tiksiniyor. Donanımlı olduğumu sanıyor, kürkümün bir zamanlar olduğunu, sonra yokolduğunu varsayıyor. NİLGÜN MARMARA
  • YALNIZLIK

    Alıntı Şiir ve Şiirsel Yazılar
    1
    0 Oy
    1 İleti
    33 Bakış
    S
    çok yalnızım, mutsuzum göründüğüm gibi degilim aslında karanlıklarda kaybolmuşum ...bir ışık arıyorum, bir umut arıyorum uzun zamandır aradıkça batıyorum karanlik kuyulara kimse duymuyor çığlıklarımı duyan aldırış etmiyor çekip kurtarmak istemiyor bense insanların bu ilgisizligi karşısında ilgiye susamışım ümidimi yitirmişim biliyorum bir gün dayanamayacak küçük kalbim arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim herşeye veda edeceğim"en yakın yabancı sendin, daha sürülmemişken ışığın biberi yaramıza, yaslanırken boşlukta duran bir merdivene henüz. ... güzdü sonsuz bir çöle takılan bakışımız, ilkyaz derken -kışı gözden kaçıran yüzlerce eller yukarı, saygı duruşlarımız en güçsüz kollarla-çözüldü aşkın zarif ilmeği bulandı aynalar duruluğu. çok gizli bir doğru gecenin toyluğunda bilmedik çekenin yanlış bir uzaklık olduğunu...yabancıların en yakınıydın sen! "ey iki adımlık yerküre senin bütün arka bahçelerini gördüm ben! NİLGÜN MARMARA
  • ANCAK YAZGIDIR BU

    Alıntı Şiir ve Şiirsel Yazılar
    1
    0 Oy
    1 İleti
    5 Bakış
    S
    Sen ne getirdin bana çocukluğundan? şen kahkahalar ulumalar dona kalmalar mı? Üzüncün senin hangi çağrışımlara uzandı benim eskil saatlerimde? geçmişsiz ve geleceksiz suç sevinçleri, deniz kıpırtılarınca yürek dalgalanmaları? titreyerek uçurulan köpükten balonlar, anlık aşkın tasarımlar mı?nasıl bir ak konutun isteklendiricisi oldun anılarıma düz baktıran ah, ben pembe fistanımla kuşanırdım dantelalı tafta yumuşaklıkla savaşırdım kovmaya, çifte yetkeyi hiçlemeye annemi ve uykuyu öğle sonlarında ürkünç odaların!diledin mi yanında tümden varolmayı an için ve bir kaç sonrasında hiç yokmuşçasına beklememeyi bir şey çevremdekilerin uyumundan başkaca?yok böyle bir şey yok! sunduğun sağaltımı kaçkın bir geçmiş, sayrılık tutsağı bir gelecek duyumu bulanık, sisi varlığının üzünç kanıtı bir vaktin şimd'i_ beni bağışlayan sarsan aşan bizleri mor birliktelik.. NİLGÜN MARMARA
  • KUĞU EZGİSİ

    Alıntı Şiir ve Şiirsel Yazılar
    1
    0 Oy
    1 İleti
    4 Bakış
    S
    Kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim, Yalpalayan hayatımın kara çarşaflı bekçi gizleri. Ne zamandır ertelediğim her acı, Çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi, -bu şiir - Sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim, Dost kalmak zorunda bana ve sizlere!Çünkü saldırgan olandan kopmuştur o, uykusunu bölen derin arzudan. Büyüsünü bir içtenlikten alırsa Kendi saf şiddetini yaşar artık, -bu şiir - Kuramadığım güzelliklerin sessiz görünümü, ulaşılamayanın boyun eğen yansısı, Sevda ile seslenir sizlere! NİLGÜN MARMARA
  • Genel Sohbet

    Her Telden
    21
    0 Oy
    21 İleti
    615 Bakış
    aloscukA
    2008'lerin efsanesi Edebi Kelam geri döndü!
  • Baba, senin ailen neden hep kötü insanlar?

    Televizyon Odası
    1
    0 Oy
    1 İleti
    19 Bakış
    S
    Sekiz yaşındaki oğlum bir akşam yemek yerken ansızın sordu: — Baba, senin ailen neden hep kötü insanlar? Elimdeki çatalı bıraktım. — Neden kötü insanlar olsunlar oğlum? — Annem öyle söylüyor. Babaannem bizi sevmiyormuş. Amcam seni kıskanıyormuş. Halam da anneme kötülük yapmış… Oğlum bunları söylerken eşime baktım. — Çocuğa neden böyle şeyler anlatıyorsun? — Ben bir şey anlatmadım, dedi. Sonra oğlumuza döndü: — Sen yanlış anlamışsın. Ama çocuk yanlış anlamamıştı. Yıllardır benim görmek istemediğim şeyi, sekiz yaşında fark etmişti: Bu evde anne tarafının kusurları konuşulup geçiliyor, baba tarafının her kusuru ise kötülük olarak anlatılıyordu. Her şey küçük cümlelerle başlamıştı: “Annen yine beni küçümsedi.” “Kardeşin seni sadece işi düşünce arıyor.” “Baban seni hiçbir zaman diğer çocukları kadar sevmedi.” “Sen bu ailede hep kullanılan taraf olmuşsun.” “Bunca iyiliğine rağmen sana ne yaptılar?” İlk zamanlarda bunları duyunca eşimin beni koruduğunu hatta uyandirdigini sanıyordum. Çocukluğumda yaşadığım bazı kırgınlıkları hatırlatıyor, yıllardır adını koyamadığım şeyleri gösterdiğini düşünüyordum. Belki de haklıydı. Çünkü bir insanı ailesinden uzaklaştırmanın en kolay yolu, ona tamamen yalan söylemek değildir. Geçmişte yaşadığı gerçek bir kırgınlığı bulup sürekli oraya dokunmaktır. Bir cümleyi bağlamından çıkarmak… Bir bakışı küçümseme saymak… Geç gelen telefonu sevgisizlik olarak yorumlamak… Unutulan bir doğum gününü yıllardır sevilmediğinin kanıtı hâline getirmek… Bir süre sonra ailemin yanında rahat edemez oldum. Annem bir şey söylese eşimin yüzüne bakıyordum. Kardeşim şaka yapsa altında başka anlam arıyordum. Her görüşmeden sonra evde saatler süren bir sorgulama başlıyordu: “Annen bunu neden söyledi?” “Kardeşinin tavrını görmedin mi?” “Baban yine seni yok saydı.” Sonunda kavga çıkmasın diye ailemi daha az aramaya başladım. Bayram ziyaretleri kısaldı. Telefonlar seyrekleşti. Davetlere bahane buldum. Ben buna “evimin huzurunu korumak” diyordum. Oysa huzuru korumuyordum. Sorun çıkmasın diye bağlarımı sessizce feda ediyordum. Burada bütün suçu eşime yükleyemem. O kapıyı kapatmak istedi; fakat anahtarı ona ben verdim. “Aman tartışma çıkmasın” diyerek sustum. Annemi aramadım. Babamı ziyaret etmedim. Kardeşlerime açıklama yapmadım. Eşim ilişkiyi yönetti, ben de pasif kalarak kopuşa yardım ettim. Bir süre sonra ailem gerçekten uzaklaştı. Aramaları azaldı. Davet etmekten vazgeçtiler. Konuşurken eskisi kadar sıcak davranmadılar. Bu kez eşim şöyle dedi: — Bak, ben sana söylemiştim. Seni gerçekten sevseler böyle davranmazlardı.Ailede üvey evlat gibisin. Oysa bu, baştan beri kurulmuş bir tuzaktı: Önce insanın ailesiyle arasına şüphe koyarsın. Sonra her görüşmeyi gergin hâle getirirsin. İlişki zayıflayınca da sonucu delil olarak gösterirsin: “Gördün mü, seni sevmiyorlar.” Çocuğumuz doğduğunda kullanılan cümleler değişti ama yöntem değişmedi: “Annen çocuğu hiç aramıyor.” “Baban diğer torununu daha çok seviyor.” “Kardesin doğum gününü geç kutladı.” “Senin ailen bizim çocuğumuzu önemsemiyor.” Çocuklar aile ilişkilerini kendileri kuramaz. Onları kim ararsa değil, çoğu zaman anne ve babası kiminle görüştürürse onu tanırlar. Kimin evine götürülürlerse onun kokusunu öğrenirler. Kimin hikâyeleri anlatılırsa ona yakınlık duyarlar. Kimin hataları sürekli tekrar edilirse ondan uzaklaşırlar. Bir gün oğlum, babaannesinin aldığı oyuncağı eline bile almak istemedi: — Beni sevmeyen birinin hediyesini istemiyorum. İşte o an anladım: Konu artık benim ailem değildi. Çocuğumun hafızasına da düşmanlık yerleştiriliyordu. Üstelik kendisine ait olmayan bir kavganın tarafı yapılmıştı. Bir çocuk, annesini üzmemek için babaannesini sevmemesi gerektiğini düşünüyorsa orada sınır koyulmuyordur. Çocuğa sadakat seçimi yaptırılıyordur. “Babaannemi seversem anneme ihanet etmiş olur muyum?” “Dedemle konuşursam annem üzülür mü?” “Babamın ailesi kötüyse babamın bir parçası da kötü mü?” Çocuk bunları açıkça söylemeyebilir. Ama içinde taşır. Garip olan şuydu: Eşim benim kuzenlerime, teyzelerime ve uzaktaki akrabalarıma karşı son derece nazikti. Düğünlerine gider, hastalandıklarında arar, sosyal medyada fotoğraflarını hep beğenirdi. Herkes onun ne kadar anlayışlı olduğunu düşünürdü. Çünkü uzaktaki akrabalar tehdit değildi. Günlük hayatımıza giremezlerdi. Çocuğumuzla güçlü bir bağ kuramazlardı. Bana sığınabileceğim yakın bir aile alanı oluşturamazlardı. Asıl koparılması gerekenler annem, babam ve kardeşlerimdi. Böylece bir gün biri: “Bu adamı ailesinden uzaklaştırdın,” derse vereceği cevap hazırdı: — Ben ailesine karşı olsam diğer akrabalarıyla da görüşmezdim. Mesele güçlü bağları zayıflatmak, zararsız ve uzak bağları ise vitrin olarak korumaktı. Elbette her baba tarafı masum değildir. Gelini küçümseyen kayınvalideler, evliliğe karışan aileler, torunlar arasında ayrım yapan büyükler vardır. Bazen uzaklaşmak gerçekten sağlıklı bir sınırdır. Ancak sınır koymakla düşmanlaştırmak aynı şey değildir. Bunu yapan bazen kadındır, bazen erkek. Bazen bilinçli bir kontrol isteğidir. Bazen kaybetme korkusudur. Bazen kendi ailesinde sevilmemiş birinin, eşinin ailesindeki her ilişkiye kuşkuyla bakmasıdır. Bazen de nesilden nesile aktarılan ve üzeri “Seni koruyorum” cümlesiyle örtülmüş bir yaradır. Ama adı ne olursa olsun sonuç değişmez: Eş yalnızlaşır. Aile bağları zayıflar. Çocuk, hiç tanımadığı insanlara karşı öfke duymayı öğrenir. Ve bir gün yemek masasında babasına şu soruyu sorar: — Baba, senin ailen neden hep kötü? Belki de o anda sorulması gereken asıl soru şudur: Gerçekten kötü oldukları için mi onları sevmiyor… yoksa onları tanımasına hiç izin verilmediği için mi?
  • Deneme Başlığı

    Hadi Tanışalım
    7
    0 Oy
    7 İleti
    68 Bakış
    aloscukA
    Denemece
  • Welcome to your NodeBB!

    Her Telden
    1
    0 Oy
    1 İleti
    44 Bakış
    A
    Welcome to your brand new NodeBB forum! This is what a topic and post looks like. As an administrator, you can edit the post's title and content. To customise your forum, go to the Administrator Control Panel. You can modify all aspects of your forum there, including installation of third-party plugins. Additional Resources NodeBB Documentation Community Support Forum Project repository
  • Hayat Nefes Aldığın Kadardır........

    Kendi Yazdığım Şiirsel Yazılarım
    2
    0 Oy
    2 İleti
    36 Bakış
    AzadeA
    Hayat hükümsüzdür aslında... neye paraf atarsan ondan sorumlusun...Hayat nefes aldığın kadar, sevdiğin de sevildiğin kadardır o kadar baska ötesi yok...
  • Şu Anda Ne Dinliyorsunuz...

    Her Telden
    9
    0 Oy
    9 İleti
    52 Bakış
    K
    ben dinlemiyorum banane:))dün bana şarkı çalmadılar bende küstüm işte djlere:))))
  • Timsah Kıkı İle Hacer - Serdar Yıldırım

    Kendi Yazdığımız Hikâyeler ve Denemeler
    4
    0 Oy
    4 İleti
    28 Bakış
    AzadeA
    Söyler misiniz bana, bunları hangi kitap doğrular? Adaletin bile egoya yenildiği sistem de.... insanlığın kirlendiği ve insan denilen yaratıgın, öldükten sonra basina geleceğini bielmemesi ve fitratinda ki egosuna yenildiği bu düzende hangi kitap, insan denilen yaratiğin üzerinde etkili olabilir ki.....Cem Karaca nın dediği gibi bindik bir kiyamete gidiyoruz alemete .. Allah sonumuzu hayirlisi etsin...
  • Canım ABLAM Doğum Günün Kutlu Olsun

    Özel Günler, Kutlamalar ve Taziyeler
    4
    0 Oy
    4 İleti
    25 Bakış
    O
    Mutlu Yıllar Hep Eşlik Etsin Nazare Arkadaş..
  • Seni Sevdim Ben(2)

    Bu Şiirler de Benim Şiirlerim
    1
    0 Oy
    1 İleti
    34 Bakış
    F
    Şair: Fedai Güven Gözlerinin hapsindeyim Düştüğüm zindanlar da Voltalar atıyor yüreğim, Karanlık hücrelerinde sevdam Nemli ve ıslak duvarlar, Yokluğunun ceza evindeyim Özgürlüğe susayarak. Köşe kapmaca oynuyorum, Köşesi olmayan kalplerimiz de, Attığım beş adım toplam. Hüzünlerin yakmaz canımı, Mutluluğun güldürmez Yokluğun da öldürmezse, Bir tek şeyi unutma Seni sevdim ben. Kolay değil bu sandığın kadar Alışkanlığına tutkunluğum Çırpınıp duran kafesin de, Sevdan ben de bir yangındır. Sevmek vazgeçilmez yanım, Sen çıkmazım son durak. Sofralar kurdum yokluğun da, Varmışsın gibi, iki kişilik Tek kişilik yemekler yedim, İkimize kalktı kâdehler... Sol yanım ağırıyorken, sen yoktun. Sağır bir kadınaymış kurduğum cümleler Dilsiz bir yâr dan Sohbetler beklemişim meğer. Her çölüm yanmazmış benim, Her kutpum donmaz, Zaman gelecek, bilirim... Yokluğun da koymaz. Ya gel dindir dalgaları, Yada daha çok fırtına, Bu böyle olmaz. Kalsam ölüm ensem de, Gitsem neye yarar ki? Kalmak teslimse ölüme Gitmek sensizliğe ne çare? Ve içim de yaşattığım, Senli dünyamdan çıkarken Bir tek şeyi unutma! Seni sevdim ben.
  • Bademlerden Say Beni / Paul Celan

    Dünya Edebiyatı
    2
    0 Oy
    2 İleti
    17 Bakış
    O
    Gündoğumuna bir saat kala saçlarına düşen mavi gibidir mahmurluğun güneşleri; bir kuşun mezarının üstünde, otların hızıyla biterler. Onları da baştan çıkarır, zevkin teknelerinde oynadığımız rüya oyunları. Zamanın tebeşirden kayalıklarında onları da hançerler bekler. Daha mavidir derin uykunun güneşleri: Bir zamanlar saçının bukleleri gibi. Bir gece rüzgârı olup, kız kardeşinin parayla açılan kucağına sığınmıştım; Üzerimizdeki ağaçtan sarkıyordu saçların, ama sen yoktun. Biz dünyaydık sanki, sense büyük kapının önünde bir çalılık. Beyazdır ölümün güneşleri, çocuklarımızın saçları gibi: O, yükselen sularla gelmişti, sen kumlukta bir çadır kurduğunda. Sönmüş gözleriyle, başımızın üzerinde mutluluğun hançerini kaldırmıştı. PAUL CELAN
  • Seni Sevdim Ben(1)

    Bu Şiirler de Benim Şiirlerim
    1
    0 Oy
    1 İleti
    26 Bakış
    F
    Şair: Fedai Güven Veda bile etmedin giderken Çıkardın attın yüreğinden, Çığlık çığlığa astın sevdamı. İdam mangaları toplayan Sen Yargısız infaz senin emrin Neyi sorguluyorsun Şimdi? Hangi bedeli hangi hesaba kestin? Bu ödettiğin neyin diyeti? Bir tek şeyi unutma... Seni sevdim ben. Mavi mavi bakışında, Yüreğimin her atışında, Akdenizin tuzun da,Talya da, Canlı müziğinde gecelerin, Yakutun kırmızısında... Şarabın buruk tatın da Adım adım, hece hece yazdım Kanımla suladım nefretimi... Sen gitme diye ağıtlar yaktım Dilekler tuttum gökyüzüne, Seni diledim Tanrıdan yıkılmadım Kimselere diyemedim seni Kimsesiz kaldım da tek Bir sensiz yapamadım, anlamadın. Yanarak, yıkılarak ,her an... Aklıma geldiğinde ağlayarak, Akdenize karıştı gözyaşlarım Özlemin kordu, alevdi, ölmedim! Sen olamadın katilim İflâh etmez diyenlere İnadına yaşadım, bekledim... Kadere inat, sana inat... Ve eğilmedim önünde, Yüzüne haykırıyorum şimdi Bir tek şeyi unutma... Seni Sevdim ben.
  • Bu Mu Vefâ

    Bu Şiirler de Benim Şiirlerim
    1
    0 Oy
    1 İleti
    27 Bakış
    F
    Şair: Fedai Güven Bir sevda selimiydi, güzken çıkan karşıma? Dinlemez deli gönül, aldırmadı yaşıma, Hilâl-i taç yaparken sana inat başıma Gök kubbe şahidim, akıttığım gözyaşıma. Bakıyorken yüzüne, bana yetmez bir asır, Anlatamaz sevdiğimi, yüzbinlerce satır, Aşıkârım görüyorsun, gerçeğim de yok sır Liman ol sığınayım, sen istersen yine kır. Baharımı soldurdun, gonca gülüm derdikçe, Paramparça ettin sen, kalbime hep girdikçe Tek taşıdım aşkını, istedin ben verdikçe, Değerimi bilmedin, şımardın ben sevdikçe. Mutluluklarım rüyâymış, gerçek olan cefa, Kırıldım dostlarıma belki, binlerce defa, Aşk denen duyguyu kaldırıyorum ben rafa, Yalnızım, ürkek ve tek, söyleyin bu mu vefa? NOT: Şiir 14 lü hece ölçüsü(vezin) ile yazılmıştır...
  • Aşktan Öte İbadet (1)

    Bu Şiirler de Benim Şiirlerim
    1
    0 Oy
    1 İleti
    23 Bakış
    F
    Şair: Fedai Güven Bu sevda yüreğimde bitmez tükenmez ûmman, Artık etkilemiyor beni vermediğin aşkını sûnman Bakıp da saçlarıma sanma ki mevsim im hâzan Fanidir dünya anlarsın ecel kapını çaldığı zaman. Yaşadım saymadım sensiz geçen şu ömrümü, Çok avuttum çok kandırdım gelirsin diye gönlümü Uzatsaydın gerimi çevirdim,tutmazmıydım ellerini? Tüm nefretin bana mı? bitirmedin isyankâr hâllerini Suçlu olan hep bendim haklı olduğum neden de, Nasıl isterdim anlamanı suçlu olmadığımı beden de Yargısız infazın masumluğun da kendisiyim, Kimse sevemez böyle ben bu aşkın efendisiyim. Sabahlarıma gün doğmadı yatmadan kalktığım Bir sanaydı dualarım secde edip taptığım, Her hesabın bedeli var Allahım görür elbet, Benim sevgim aşk değildi, aşktan öte ibadet.

Menü

Forum araçları