İçeriğe atla
  • Beni Sorgulama

    Kendi Yazdığım Şiirsel Yazılarım
    1
    0 Oy
    1 İleti
    58 Bakış
    S
    Beni sorgulama. Çünkü beni her tartıya çıkardığında, aslında kendi insanlığını ölçüyorsun. Ben senin karanlığa karşı yaktığın en narin, ama asla sönmeyen mumunum. Ben ne zayıflığım ne de kör bir saflık.Ben senin bu dünyaya bıraktığın en sahici imzanım.
  • Welcome to your NodeBB!

    Her Telden
    1
    0 Oy
    1 İleti
    44 Bakış
    A
    Welcome to your brand new NodeBB forum! This is what a topic and post looks like. As an administrator, you can edit the post's title and content. To customise your forum, go to the Administrator Control Panel. You can modify all aspects of your forum there, including installation of third-party plugins. Additional Resources NodeBB Documentation Community Support Forum Project repository
  • AH'LAR AĞACI

    Alıntı Şiir ve Şiirsel Yazılar
    1
    0 Oy
    1 İleti
    35 Bakış
    S
    Sarımsak kokulu fötr şapkalı amcalarla, Muhabbet ederdik kuyrukta. Bizler sarımsak kokan uzun bir dizenin, Fötr şapkalı kelimeleriydik, Çürük dişlerimizle bizler, Dökülmüş harfler gibi kelimelerden, Saf ve pembe gülümserdik. Bizler her üç ayın sonunda yeniden doğan bebeklerdik. Neden ilerlemiyor bu kuyruk derdik, Neden hep aynı yerdeyiz, Hayattan söz edilirdi, Zor denirdi, Ve ardından susulurdu mutlaka. Fötr şapkalı amcalardan biri Ah derdi sonra, Ah! Kuyruk öfkeyle kıpırdanırdı o zaman. Dıdem Mamak
  • Ben başladım, sizler tamamlayın

    Eksik Kalan Hikâyeyi Tamamlama
    9
    0 Oy
    9 İleti
    175 Bakış
    A
    ileriye, ait olduğum zamana doğru çevirdim. Çarklar yeniden uğuldamaya, akrep hak ettiği yöne doğru ilerlemeye başladı. Anladım ki, geçmişi değiştiremiyorsak bile, geleceği o geçmişin küllerinden yeniden inşa etmek hala bizim elimizdeydi. Gözlerimi bugüne açtığımda, kalbimdeki parça hala eksikti; ama artık o yükü taşımaktan korkmuyordum. Odanın köşesinde biriken gölgeler, zamanın hızlanan ritmiyle birlikte yer değiştirirken derin bir nefes aldım. Eksik parça acıtmıyordu belki ama oradaydı; göğsümün sol yanında tekinsiz, derin bir boşluk olarak varlığını hissettiriyordu. Masanın üzerinde duran eski saat, artık doğru zamana akmanın huzuruyla tıkırdıyordu. Dönmüştüm. Kaçtığım, feda etmeye çalıştığım ne varsa hepsinin tam ortasındaydım.Adımlarım beni pencereye doğru sürükledi. Dışarıda, şafağın ilk soluk ışıkları şehri boyuyordu. Gökyüzü kirli bir maviden, umut vaat eden bir kızıla dönerken parmaklarımı cama yasladım. Camın soğukluğu tenime işledi, beni gerçeğe zincirledi. Geçmiş, arkamda bırakmam gereken bir düşman değil, ayaklarımın altındaki topraktı; beni bugüne taşıyan, sert ama güvenli toprak.İçimdeki fısıltılar nihayet dindiğinde, o demir anahtarı cebime koydum. Sırf canım yandı diye o yılları, o insanları ve en çok da kendimi feda edemezdim. Kalbimin o eksik parçası muhtemelen hiçbir zaman dolmayacaktı. Belki de bir geleceği inşa etmek, tam olmakla ilgili değil, o eksiklikle nasıl yaşayacağını öğrenmekle ilgiliydi. Küller hala sıcaktı, canımı yakıyordu; ama ellerim artık o küllerden yeni bir dünya kuracak kadar kararlıydı. Rüzgar perdeleri hafifçe havalandırırken, ilk defa arkama bakmadan odadan çıktım ve hayatın akıp giden o kalabalık ritmine doğru ilk özgür adımımı attım. Kahvemden bir yudum alıp defterimi açtığımda, masanın gölgesine bir karaltı düştü. Başımı kaldırdığımda, elinde eski bir kitap tutan, gözlerinde tanıdık bir yorgunluk taşıyan bir yabancı duruyordu."Bağışlayın," dedi sesi sakin ve derindi, "yan masadaki yoğunluktan dolayı buraya oturabilir miyim?"Hafifçe başımı sallayarak sandalyeyi işaret ettim. Kitabı masaya bıraktığında gözüm kapağına ilişti: Zamanın ve mekanın ötesine dair eski bir incelemeydi bu. Bakışlarımı fark edince gülümsedi. "Eski şeylerin her zaman anlatacak bir hikayesi vardır," dedi, "özellikle de kırık ve eksik olanların."O an anladım; dünya sadece acılardan ibaret değildi, aynı yaraları taşıyan insanları bir araya getiren görünmez bağlarla örülüydü. Cebimdeki demir anahtarı çıkardım ve masanın üzerine, kitabın hemen yanına bıraktım. Artık geçmişi saklamıyordum."Haklısınız," dedim, sesim ilk defa bu kadar gür ve emin çıkıyordu. "Ama bazen en güzel hikayeler, o kırık parçaların arasından sızan ışıkla yazılır."Önümdeki temiz sayfaya ilk kelimeleri karalamaya başladım. Karşımdaki yabancıyla aramızda sessiz bir anlaşma doğmuştu. Eksik parçam hala oradaydı, ama artık yalnız değildi. Küllerden kurduğum yeni dünyanın ilk günündeydim.
  • GÖĞE BAKMA DURAĞI

    Alıntı Şiir ve Şiirsel Yazılar
    1
    0 Oy
    1 İleti
    49 Bakış
    S
    İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar Şu aranıp duran korkak ellerimi tut Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalım Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım İnecek var deriz otobüs durur ineriz Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda Beni bırak göğe bakalım Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor Seni aldım bu sunturlu yere getirdim Sayısız penceren vardı bir bir kapattım Bana dönesin diye bir bir kapattım Şimdi otobüs gelir biner gideriz Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat Durma kendini hatırlat. Turgut Uyar
  • ZAMAN, YER , SONRA

    Alıntı Şiir ve Şiirsel Yazılar
    1
    0 Oy
    1 İleti
    44 Bakış
    S
    Ayla örtünüyoruz çağlardır, buğulu camlar ve farklanmış yüzümüzle. Başkaları uygarlıktan söz ediyor, bilmeden her geriye dönüşün belki ulaşılmaz bir ileriye adım olduğunu. Tohumdan korkuyoruz, yeryüzünün ilgisizliği hafif kılıyor bedenlerimizi, bakışımız göğe yönelirken yürekler serin tutuluyor. Sonra her çınlamayla endişe güğümleri omzuma biniyor; toprağın değişmezliği, yapıların kalıcılığı, anaların istemi kadar tehdit edici yükler. Örümcek ağında gizlenen eski yazılar kinin kuşkusunu kusuyor. Yeniden hatırlanıyor bir zamanın beyaz evleri, dudakların uyarısıyla sonu ertelenen aşkın iyicil kucağı açılıyor, öte dünyanın gerçek konutlarında. Çerçeveleri yalnızlıklarımızdan oluşan, kapıları acılardan örülmüş, toz, taş, geçmiş ve şimdiyi saklayan güzellik! Hiç bitmesin diyoruz dingin tavrımız, bir kez seçilmiş uğraşı yaşamdan ayırmamakla. Arınalım, arınalım artık yolsuzluklarından şu densiz yeryüzünün kalık çirkefinden; sevgi yazısıyla! NİLGÜN MARMARA
  • Deneme Başlığı

    Hadi Tanışalım
    7
    0 Oy
    7 İleti
    68 Bakış
    aloscukA
    Denemece
  • Köşe Yazısı 1

    Köşe Yazıları
    4
    0 Oy
    4 İleti
    166 Bakış
    A
    Köse
  • Genel Sohbet

    Her Telden
    21
    0 Oy
    21 İleti
    615 Bakış
    aloscukA
    2008'lerin efsanesi Edebi Kelam geri döndü!
  • MUTLU EVLİLİĞİN KEŞFEDİLMESİ

    Kadın ve Erkek / Aşk ve Evlilik
    1
    0 Oy
    1 İleti
    45 Bakış
    S
    Mutlu bir evliliğin tarifini yapmak mümkün mü ? Herkesin kendisi için bir tarif yapması mümkün ama herkes için bir tarif yapmak mümkün değil gibi görünüyor. İnsanların bir çoğunun evliliği, kendileri için bir milat olarak kabul ettiklerini görürüz. "Evlendikten sonra bırakacağım, değişeceğim, yapacağım" gibi sözlerle kişisel olarak daha iyi bir noktada olacağını düşünerek bu yola çıkar. Şu andaki eksikliklerin tamamlanacağı ve ideal kimliğine ulaşacağı, değişimin ve dönüşümün mihenk noktası olacak bir yer gibi hayal edilir. Sanki, uyum sağlamak zorunda olduğunuz bir hayattan tercih etme hakkına sahip olduğunuz bir hayata geçişin olacağı ve size göre şekillenecek bir ilişki ile hak ettiğiniz hayatı yaşayacağınız bir dönemin başlangıcı gibidir. Bir de evleneceğiniz kişiyle ilgili hayaller kurmaya başlarsınız. En iyi ve en doğru insanı bulmaya dönük motivasyonla aradığınız kişinin, geçmiş olumlu yaşantılarınızı devam ettirecek ve güzellikleri koruyacak, aynı zamanda olumsuz yaşantılarınızı tekrar yaşatmayacak ve ondan kalan izlerinizi silebilecek biri olmasını istersiniz. Geçmişte verilmemiş olan fırsatları size verecek, değerli olduğunuzu hissettirecek, şartsız kabul edecek ve sevgi gösterecek, tüm zayıflıklarınızla ve eksikliklerinizle size şefkat duyabilecek, kendinizi tüm yönlerinizle bütün hissetmenizi sağlayabilecek birini beklersiniz. Çünkü, ona ihtiyaç duyarsınız. Yapılan araştırmalara bakıldığında, evlilik hayatına ilişkin insanların bilinçdışı beklentilerinde; geçmişten kalan travmaların ve yaraların, eş ile kurulacak olumlu ilişkinin atmosferinde sarılması ve iyileştirilmesi olduğu ortaya çıkmaktadır. Ebeveynlerimizin kendi sorunlarının gölgesinde oluşturmuş oldukları ilişki biçimi, bizim gelecek hayatta kuracağımız yakın ilişkilerin çekirdeğini oluşturur. Ne kadar özenle ve fedakarlıkla yetiştirilmiş olduğumuzu düşünsek de, bizi yetiştirenlerin kendi yaraları ve travmalarının etkisiyle ortaya çıkan ilişki biçimlerinden bizler de nasibimizi alırız. Bu ilişkisel mirasın kalıplarını, yakın ilişki kurduğumuz bir çok insanda tekrarlarız. Tekrarlamamızın temel amacı, çocukluk yıllarından kalan olumsuz duyguları olumluya çevirebilmek ve temel duygusal ihtiyaçlarımızı, kaybetme korkusu yaşamadan karşılayabileceğimiz birini bulabilmektir. Yakın ilişkilerin son durağı olan evlilik tüm bu beklentilerin ve hayallerin gerçeklikle karşılaştığı yerdir. Eşler "Beni çok şaşırttın ve hayal kırıklığına uğrattın" derken gerçeklik üzerinden değil çoğu zaman zihnindeki ideal eş tasarımı üzerinden değerlendirme yaparlar. Karşısındakinden beklediği esneklik, sevgi, şefkat, ilgi ve desteğe en az kendisi kadar onun da ihtiyaç duyduğunu unutarak gerçeklikten uzaklaşırlar. Karşı tarafın da benzer bir motivasyon ve ihtiyaçlar eşliğinde ilişki kurduğu ve beklentisini bu yönde şekillendirdiği göz önünde bulundurulduğunda, çoğu zaman ideal evliliğe hayal kırıklıklarının çemberinden geçmeden ulaşmanın mümkün olmadığını görmekteyiz. Mutlu bir evliliği tanımlarken klişe bazı standartlardan bahsetmek yerine, insanların önce kendilerini sonra eşlerini daha yakından tanımaya dönük bir sürece girmeleri ve en temel duygusal ihtiyaçlarını (sevilme, değer görme, fark edilme, şefkat gösterilme, yeterli olduğunu hissedebilme gibi) eşlerine ifade edebilmeleri ve eşlerinin de en temel duygusal ihtiyaçlarını (sevilme, değer görme, fark edilme, şefkat gösterilme, yeterli olduğunu hissedebilme gibi) fark edip gidermeye dönük bir ilişki kurduklarında, o zaman evliliğe dönük beklentilerinin daha derinden karşılandıklarını göreceklerdir. Anlaşılmadıklarını, mutsuz olduklarını, derin hayal kırıklıkları yaşadıklarını, sürekli tartıştıklarını ifade eden çiftlerin karşılıklı güven zemini içerisinde kendilerini ifade edebilecek ve karşı tarafı dinleyip anlayabilecek duruma geldiklerinde gerçek bir ilişkiye başlangıç yaptıklarını görebilmekteyiz. Gerçek bir ilişkide, eşlerin evlilik öncesinde hayalini kurduğu o kusursuz eşle sadece kendi ihtiyaçlarını karşılamaya dönük tasarımladığı ilişki modelinin, evliliğin gerçekliğiyle uyuşmadığını anladığı anda yaşananlar (kavgaların azaldığı, hafif bir depresif havanın hakim olduğu ve gerçeklikle yüzleşildiği dönem), bir yas sürecine dönüşmektedir. Diğer eşin de en az kendisi kadar ihtiyaçlarının, incinmişliklerinin, travmalarının olduğunu kabul ettikten sonra iki tarafın kendini güvende hissederek(karşı tarafın kendisine saldırmayacağından emin olarak) eşine kendini açmaya başladığı, temel ihtiyaçlarını ifade ettiği, geçmiş yaşantılarından(eksiklerinden, yetersizliklerinden, acılı anılarından) bahsedebildiği bir tüneme noktasına gelebildiklerinde kendileri için en ideal ilişkinin temellerini atmaya hazır oldukları anlamına gelir. Gerçek bir ilişkide eşler; içtenlik, samimiyet, sevgi ve şefkat duygularıyla birbirlerinin şifacısı durumuna geldiklerinde, ilişkinin en zor tarafı olan duygusal katmanını yük olmaktan çıkarır iki taraf için de yaşam kaynağı haline dönüştürürler. Fark edilmeyi bekleyen bir sır gibi deneyimin içinde saklı olan bu destekleyici ve onarıcı ilişki, yaşanacak sıkıntılara rağmen değişime kendisini açan ve bir ötekini merak eden çiftlere kapılarını aralayacaktır. İlişkinin duygusal katmanı sağlamlaştıktan sonra geriye ortak yaşam kültürü oluşturmak, sorumlulukları paylaşmak, geleceğe ilişkin ortak hedefler koymak gibi daha çok düşünce ve davranış kısmıyla ilgili kısımlar kalacaktır ki, bunlar en temel duygusal ihtiyaçlarını ( sevilmek, beğenilmek, güvende hissetmek, değer görmek, yeterli hissetmek gibi) derinden karşıladığını hisseden bir çiftin kolaylıkla şekillendirebileceği şeylerdir. Şanver YEREBAKAN Uzm. Klinik Psk. / Psikoterapist
  • İçsel sessızlığim

    Kendi Yazdığım Şiirsel Yazılarım
    1
    0 Oy
    1 İleti
    69 Bakış
    S
    Gecenin sessizliği odanın duvarlarına çarpıp içime sızıyor. İçimde, hiçbir yere ait olamayan ama her yere gitmek isteyen göçebe bir ruh uyanıyor yine. Zaman, parmaklarımın arasından kayıp giden ince bir kum tanesi gibi; ne tutabiliyorum ne de durdurabiliyorum akışını.Bazen ruhum, kendi sessizliğinin altında eziliyor. Kelimeler yetmiyor içimdeki o derin denizi anlatmaya. Bir yanım alabildiğine coşkulu bir nehir, diğer yanım kurumuş, çatlamış bir toprak gibi sessiz. Kendi içimde kaybolurken, aslında kendimi bulmaya çalıştığımı biliyorum. Hayatın ritmi dışarıda akar giderken, ben kendi kalbimin atışlarında duruyorum. Eksik kalan ne varsa, belki de bu içsel sessizliğin içinde tamamlanmayı bekliyordur.
  • KUĞU EZGİSİ

    Alıntı Şiir ve Şiirsel Yazılar
    1
    0 Oy
    1 İleti
    4 Bakış
    S
    Kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim, Yalpalayan hayatımın kara çarşaflı bekçi gizleri. Ne zamandır ertelediğim her acı, Çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi, -bu şiir - Sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim, Dost kalmak zorunda bana ve sizlere!Çünkü saldırgan olandan kopmuştur o, uykusunu bölen derin arzudan. Büyüsünü bir içtenlikten alırsa Kendi saf şiddetini yaşar artık, -bu şiir - Kuramadığım güzelliklerin sessiz görünümü, ulaşılamayanın boyun eğen yansısı, Sevda ile seslenir sizlere! NİLGÜN MARMARA
  • Bakislar

    Köşe Yazıları
    3
    0 Oy
    3 İleti
    59 Bakış
    S
    YARINLAR Huberman yazması alfabeler yarın yeniden başlanacak okunmaya bunca zaman geçti ama mücadeleler hala devam ediyor yaşamaya yani değişen sadece saçların rengi, duruyor yerli yerinde yürekler hem şimdi daha da güçlü bilekler sıkılırken havaya meydanlarda,sokaklarda haykırarak yürürken dünden kalma umutlarla yarınlara ulaşılabilmek güzellikleri ile paylaşımınız için teşekkürler
  • ANCAK YAZGIDIR BU

    Alıntı Şiir ve Şiirsel Yazılar
    1
    0 Oy
    1 İleti
    5 Bakış
    S
    Sen ne getirdin bana çocukluğundan? şen kahkahalar ulumalar dona kalmalar mı? Üzüncün senin hangi çağrışımlara uzandı benim eskil saatlerimde? geçmişsiz ve geleceksiz suç sevinçleri, deniz kıpırtılarınca yürek dalgalanmaları? titreyerek uçurulan köpükten balonlar, anlık aşkın tasarımlar mı?nasıl bir ak konutun isteklendiricisi oldun anılarıma düz baktıran ah, ben pembe fistanımla kuşanırdım dantelalı tafta yumuşaklıkla savaşırdım kovmaya, çifte yetkeyi hiçlemeye annemi ve uykuyu öğle sonlarında ürkünç odaların!diledin mi yanında tümden varolmayı an için ve bir kaç sonrasında hiç yokmuşçasına beklememeyi bir şey çevremdekilerin uyumundan başkaca?yok böyle bir şey yok! sunduğun sağaltımı kaçkın bir geçmiş, sayrılık tutsağı bir gelecek duyumu bulanık, sisi varlığının üzünç kanıtı bir vaktin şimd'i_ beni bağışlayan sarsan aşan bizleri mor birliktelik.. NİLGÜN MARMARA
  • 0 Oy
    4 İleti
    108 Bakış
    A
    içimdeki huzursuzluk değil, her şeyi yıkıp geçecek bir başkaldırı artık. Ezilmeyi, susturulmayı, bana layık görülen bu mutsuzluk enkazını kabul etmiyorum. Reddediyorum!Ona öyle bir öfke kusuyorum ki içimden, her hücrem hınçla titriyor. O fütursuzca arkasını dönüp bittiğini sanıyorsa yanılıyor. Sustuğum, içime gömdüğüm, kendimi kemirdiğim günler bitti. Bu saatten sonra kırılmam, kırarım. Beni kendi sessizliğimde boğmaya çalışanların sarayını kendi içimdeki bu yangınla başlarına yıkacağım. Bu haksızlığa karşı bende merhamet kalmadı; artık sadece saf bir öfke ve isyan var!
  • Kadinin Sesi

    Köşe Yazıları
    1
    0 Oy
    1 İleti
    9 Bakış
    AzadeA
    Yazar: Azade [image: Yazının arşiv görseli] Bu yazının yalnızca arşivde bulunan bölümü kurtarılmıştır. Gecenin en futursuz, tamtamlar çalan bir saatinde, gizlenmis zaman gecmisin kuytularinda... ben ise: düşlerime düşen gizlerimin, can çekişen surlarında, gönüllü bekçilik yapıyorum. Harabeye uğrayan anılarımı,acılarımı, mutluluklarımı çıkarıyor Ve bahar temizliğini yaşıyorum. Öylesine tozlanmışlar ki; bir gülü okşar gibi siliyorum. Yorgun düşüyor bedenim, bir kulaç nefes alıyorum… Sonra, dalıyorum odamın penceresinden, karsimda bir siluet beliriyor,basliyorum konusmaya...Sen mi kimsin…… ? uzak değilsin aslında bana,yakınsın hemde tanıdık…. O derecede ulaşamadığım, yıldızlar kadar uzak… bazen dost, bazen yaren kadar aşina... bezen se, bir el kadar ırak… Bazen davetsiz misafir, bazen beklenen konuk… bazen de kendi kısır yalnızlığına kucak açmış, bir kovuk… hepsi de sensin aslında…. bir başkaları zannedilseler de…. sensin bu… istesen de, yad'sısanda .. bu ben değilim diye isyan etsen de…. Oyunun karakteristiğini beğenmesen de iyi senaryolar üretemezsen de, tek kişilik ve tek alkış alacak, oyunlar sergilesen de… bu sensin….. Sonunda, başka senaryolara sığınan da ve gerçek hayatın tam ortasında yaşayan da…. Sen busun, artılarınla eksilerinle... ama farkındasın, farkındalığnının , ve gerçeklerinin…. bunlar güçlü kılıyor ya seni.. tökezlesen de düşmüyorsun, düşsen de yere serilmiyorsun… Her daim ayakta durup, dengeni sağlayabiliyorsun… çünkü kendini seviyorsun.. Dünyaya bir kez daha gelmeyeceğini hayatı, ıskalama lüksünün olmayacağını.. ve senden başka, bir tane daha olmadığını O yüzden değerlisin kendine... kendinin kıymetini bilenlerdensin…. ve her daim bileceksin de....
  • Bu da benim günlüğüm

    Günlük
    2
    0 Oy
    2 İleti
    84 Bakış
    A
    @Cam_Fanus İçimde geçmek bilmeyen bir huzursuzluk, sığamadığım bir mutsuzluk vardı bugün.Ona o kadar kızgınım ki... Ama bu öfke dışarı taşmıyor; aldı yine yerini, içimi kemiriyor. O hiçbir şey olmamış gibi fütursuzca devam ederken, ben hak etmediğim bu değersizlik hissini kendi içimde büyütüyorum. Bağırıp çağırmak yerine yine kendimi yaraladım. Sessizliğim öfkemden daha ağır.
  • Baba, senin ailen neden hep kötü insanlar?

    Televizyon Odası
    1
    0 Oy
    1 İleti
    19 Bakış
    S
    Sekiz yaşındaki oğlum bir akşam yemek yerken ansızın sordu: — Baba, senin ailen neden hep kötü insanlar? Elimdeki çatalı bıraktım. — Neden kötü insanlar olsunlar oğlum? — Annem öyle söylüyor. Babaannem bizi sevmiyormuş. Amcam seni kıskanıyormuş. Halam da anneme kötülük yapmış… Oğlum bunları söylerken eşime baktım. — Çocuğa neden böyle şeyler anlatıyorsun? — Ben bir şey anlatmadım, dedi. Sonra oğlumuza döndü: — Sen yanlış anlamışsın. Ama çocuk yanlış anlamamıştı. Yıllardır benim görmek istemediğim şeyi, sekiz yaşında fark etmişti: Bu evde anne tarafının kusurları konuşulup geçiliyor, baba tarafının her kusuru ise kötülük olarak anlatılıyordu. Her şey küçük cümlelerle başlamıştı: “Annen yine beni küçümsedi.” “Kardeşin seni sadece işi düşünce arıyor.” “Baban seni hiçbir zaman diğer çocukları kadar sevmedi.” “Sen bu ailede hep kullanılan taraf olmuşsun.” “Bunca iyiliğine rağmen sana ne yaptılar?” İlk zamanlarda bunları duyunca eşimin beni koruduğunu hatta uyandirdigini sanıyordum. Çocukluğumda yaşadığım bazı kırgınlıkları hatırlatıyor, yıllardır adını koyamadığım şeyleri gösterdiğini düşünüyordum. Belki de haklıydı. Çünkü bir insanı ailesinden uzaklaştırmanın en kolay yolu, ona tamamen yalan söylemek değildir. Geçmişte yaşadığı gerçek bir kırgınlığı bulup sürekli oraya dokunmaktır. Bir cümleyi bağlamından çıkarmak… Bir bakışı küçümseme saymak… Geç gelen telefonu sevgisizlik olarak yorumlamak… Unutulan bir doğum gününü yıllardır sevilmediğinin kanıtı hâline getirmek… Bir süre sonra ailemin yanında rahat edemez oldum. Annem bir şey söylese eşimin yüzüne bakıyordum. Kardeşim şaka yapsa altında başka anlam arıyordum. Her görüşmeden sonra evde saatler süren bir sorgulama başlıyordu: “Annen bunu neden söyledi?” “Kardeşinin tavrını görmedin mi?” “Baban yine seni yok saydı.” Sonunda kavga çıkmasın diye ailemi daha az aramaya başladım. Bayram ziyaretleri kısaldı. Telefonlar seyrekleşti. Davetlere bahane buldum. Ben buna “evimin huzurunu korumak” diyordum. Oysa huzuru korumuyordum. Sorun çıkmasın diye bağlarımı sessizce feda ediyordum. Burada bütün suçu eşime yükleyemem. O kapıyı kapatmak istedi; fakat anahtarı ona ben verdim. “Aman tartışma çıkmasın” diyerek sustum. Annemi aramadım. Babamı ziyaret etmedim. Kardeşlerime açıklama yapmadım. Eşim ilişkiyi yönetti, ben de pasif kalarak kopuşa yardım ettim. Bir süre sonra ailem gerçekten uzaklaştı. Aramaları azaldı. Davet etmekten vazgeçtiler. Konuşurken eskisi kadar sıcak davranmadılar. Bu kez eşim şöyle dedi: — Bak, ben sana söylemiştim. Seni gerçekten sevseler böyle davranmazlardı.Ailede üvey evlat gibisin. Oysa bu, baştan beri kurulmuş bir tuzaktı: Önce insanın ailesiyle arasına şüphe koyarsın. Sonra her görüşmeyi gergin hâle getirirsin. İlişki zayıflayınca da sonucu delil olarak gösterirsin: “Gördün mü, seni sevmiyorlar.” Çocuğumuz doğduğunda kullanılan cümleler değişti ama yöntem değişmedi: “Annen çocuğu hiç aramıyor.” “Baban diğer torununu daha çok seviyor.” “Kardesin doğum gününü geç kutladı.” “Senin ailen bizim çocuğumuzu önemsemiyor.” Çocuklar aile ilişkilerini kendileri kuramaz. Onları kim ararsa değil, çoğu zaman anne ve babası kiminle görüştürürse onu tanırlar. Kimin evine götürülürlerse onun kokusunu öğrenirler. Kimin hikâyeleri anlatılırsa ona yakınlık duyarlar. Kimin hataları sürekli tekrar edilirse ondan uzaklaşırlar. Bir gün oğlum, babaannesinin aldığı oyuncağı eline bile almak istemedi: — Beni sevmeyen birinin hediyesini istemiyorum. İşte o an anladım: Konu artık benim ailem değildi. Çocuğumun hafızasına da düşmanlık yerleştiriliyordu. Üstelik kendisine ait olmayan bir kavganın tarafı yapılmıştı. Bir çocuk, annesini üzmemek için babaannesini sevmemesi gerektiğini düşünüyorsa orada sınır koyulmuyordur. Çocuğa sadakat seçimi yaptırılıyordur. “Babaannemi seversem anneme ihanet etmiş olur muyum?” “Dedemle konuşursam annem üzülür mü?” “Babamın ailesi kötüyse babamın bir parçası da kötü mü?” Çocuk bunları açıkça söylemeyebilir. Ama içinde taşır. Garip olan şuydu: Eşim benim kuzenlerime, teyzelerime ve uzaktaki akrabalarıma karşı son derece nazikti. Düğünlerine gider, hastalandıklarında arar, sosyal medyada fotoğraflarını hep beğenirdi. Herkes onun ne kadar anlayışlı olduğunu düşünürdü. Çünkü uzaktaki akrabalar tehdit değildi. Günlük hayatımıza giremezlerdi. Çocuğumuzla güçlü bir bağ kuramazlardı. Bana sığınabileceğim yakın bir aile alanı oluşturamazlardı. Asıl koparılması gerekenler annem, babam ve kardeşlerimdi. Böylece bir gün biri: “Bu adamı ailesinden uzaklaştırdın,” derse vereceği cevap hazırdı: — Ben ailesine karşı olsam diğer akrabalarıyla da görüşmezdim. Mesele güçlü bağları zayıflatmak, zararsız ve uzak bağları ise vitrin olarak korumaktı. Elbette her baba tarafı masum değildir. Gelini küçümseyen kayınvalideler, evliliğe karışan aileler, torunlar arasında ayrım yapan büyükler vardır. Bazen uzaklaşmak gerçekten sağlıklı bir sınırdır. Ancak sınır koymakla düşmanlaştırmak aynı şey değildir. Bunu yapan bazen kadındır, bazen erkek. Bazen bilinçli bir kontrol isteğidir. Bazen kaybetme korkusudur. Bazen kendi ailesinde sevilmemiş birinin, eşinin ailesindeki her ilişkiye kuşkuyla bakmasıdır. Bazen de nesilden nesile aktarılan ve üzeri “Seni koruyorum” cümlesiyle örtülmüş bir yaradır. Ama adı ne olursa olsun sonuç değişmez: Eş yalnızlaşır. Aile bağları zayıflar. Çocuk, hiç tanımadığı insanlara karşı öfke duymayı öğrenir. Ve bir gün yemek masasında babasına şu soruyu sorar: — Baba, senin ailen neden hep kötü? Belki de o anda sorulması gereken asıl soru şudur: Gerçekten kötü oldukları için mi onları sevmiyor… yoksa onları tanımasına hiç izin verilmediği için mi?
  • Bahar Yine Gelecek

    Köşe Yazıları
    1
    0 Oy
    1 İleti
    30 Bakış
    MihraceM
    Yazar: Mihrace [image: Yazının arşiv görseli] Gün batımlarıyla tükenir umut Akşamın kızıllığı sarar dört bir yanı Kelimeler anlamını yitirmiş Gecede derin bir sessizlik Acının rengi tanımlanır Düş, sus pus Yüreğim kalemime küs.. Vuslata yükselir dolunay Daha sabaha çok var Beklemek..Ah! beklemek.. Yüreği ne çok yorar.. Karanlık şafağa mahkum Umut, yeni günün özlemiyle kavrulur.. Ufuktan yavaş yavaş süzülür güneş Esrik bakışlar fırlatır ruhuma Baharı müjdeler kır çiçekleri Çiğ taneleri ışıl ışıl, içimi aydınlatır Dudağıma bir tebessüm yayılır.. Bu sabah daha farklı hayat Kıpır kıpır yüreğim Biliyorum, Bahar yine gelecek Düşler ülkesini süsleyecek… 01/ 03/2010 Mihrace
  • Nedir Yasam

    Köşe Yazıları
    1
    0 Oy
    1 İleti
    7 Bakış
    AzadeA
    Yazar: Azade [image: Yazının arşiv görseli] Bu yazının yalnızca arşivde bulunan bölümü kurtarılmıştır. Nedir yaşam? Başkalarının acılarını emmekle geçirilmiş bir sünger mi.. ? Modern gündelik hayatın,yatak odalarına,tuvaletlerine, dev büyüteçlerle dalan,gerçekliğin, korkutucu karmaşasına ,psikolojik göndermeler yapılan, ezeli oyuncu insana anlam verme çabası mı....? Kentliler, köylüler, burjuvalar, aristokratlar,veliler, deliler,sanat ve aşkın en belirgin ifadesi olan,yüzler kıçlar, baldırlar,,,her kurum,ve kimlik, yıldızlı, yaldızlı, cilalı bütün ilişkiler,ezbere dayalı atmosferin,varoluş temeline dayanan esareti mi..? Kaderin ve tinsel baskının, hüküm sürdüğü bir gecenin sonunda,dökülür bu soru işaretler karmaşası… Bütün tedirginliklerin,kaygıların,kuşkuların ardı ardına gelmesi, bir krizin başladığı son saniyelerini haber verir.... Bu sinyali alan ben…..zannetmeyin ki;derin galaksilerin arasına dalmış.Bu yazgıyı,tinsel baskıyı,varlığını değiştirme konusunda,beyninin henüz ölmediğini,duygularının henüz kurumadığını,hangi ruh durumda olursa olsun,kendi yazgısının, dublorü olduğunun bilincinde.

Menü

Forum araçları