Bugün biraz hava almak için dışarı çıktım ve bir yere oturup kahvemi yudumlarken, hemen yan masada oturan iki kişinin konuşmasına istemeden de olsa kulak misafiri oldum. O andan sonra ne önümdeki kitaba odaklanabildim ne de ortamın huzuruna... Çünkü yan masadan yükselen kelimelerden adeta çıplak bir bencillik akıyordu.Konuşmayı kendi içimde muhakeme etmeden duramadım. Biri, diğerinin tüm çabasını, duygusunu ve zamanını tek bir hamlede hiçe sayıyor; tamamen kendi çıkarını ve konforunu dikte ediyordu. İşin asıl hüzünlü kısmı, bu hoyratça tavır karşısında diğerinin çaresizce susması ve alanının daralmasıydı. Haklı olmak ya da kendi istediğini almak uğruna, hemen yanı başındaki insanın varlığını bu kadar rahat yok sayabilmek büyük bir körlüktü.O masadan yükselen bu bencilce diyalog içimi burktu ama eve dönerken bana derin bir ayna oldu. İnsan ilişkilerinde adaleti, dinlemeyi ve nezaketi korumanın ne kadar hayati olduğunu o yan masaya bakarken bir kez daha anladım. Kendi hayatımda hiç kimseye bu hissi yaşatmamak için kendi sınırlarımı ve üslubumu hep tartacağım.
@Cam_Fanus
İçimde geçmek bilmeyen bir huzursuzluk, sığamadığım bir mutsuzluk vardı bugün.Ona o kadar kızgınım ki... Ama bu öfke dışarı taşmıyor; aldı yine yerini, içimi kemiriyor. O hiçbir şey olmamış gibi fütursuzca devam ederken, ben hak etmediğim bu değersizlik hissini kendi içimde büyütüyorum. Bağırıp çağırmak yerine yine kendimi yaraladım. Sessizliğim öfkemden daha ağır.