.artırdı. "Televizyonun Altın Çağı" olarak adlandırılan bu dönemde, sinema sektörünün dev yönetmenleri, senaristleri ve oyuncuları rotalarını dizilere çevirdi. Artık karşımızda sadece zaman öldürmelik yapımlar değil; görsel estetiği yüksek, felsefi derinliği olan ve edebi bir roman titizliğiyle yazılmış senaryolar var.SonuçTelevizyon dizileri, insanlığın varoluşundan beri süregelen "hikaye anlatma ve dinleme" ihtiyacının en modern ve gelişmiş formudur. Işıklar kapandığında ve jenerik müziği başladığında, sadece bir ekrana bakmayız; insan doğasının en derin köşelerine, toplumsal labirentlere ve hayal gücünün sınırlarına doğru bir yolculuğa çıkarız. Diziler, dünyayı anlama ve kendimizi keşfetme yolculuğumuzda en sadık eşlikçilerimiz olmaya devam edecektir.
World
Bu forumun dışından gelen konular. Buradaki görüşler forumun ve üyelerinin görüşlerini yansıtmayabilir.
A world of content at your fingertips…
Think of this as your global discovery feed. It brings together interesting discussions from across the web and other communities, all in one place.
While you can browse what's trending now, the best way to use this feed is to make it your own. By creating an account, you can follow specific creators and topics to filter out the noise and see only what matters to you.
Ready to dive in? Create an account to start following others, get notified when people reply to you, and save your favorite finds.
Kayıt Ol Giriş-
-
-
-
Welcome to your brand new NodeBB forum!
This is what a topic and post looks like. As an administrator, you can edit the post's title and content.
To customise your forum, go to the Administrator Control Panel. You can modify all aspects of your forum there, including installation of third-party plugins.Additional Resources
-
Hayat nefes aldığın kadardır ötesi olmaz…aldığım nefes beni boğmaya çalışırken zoraki tutunmak sarılmak hayata bazen ağır geliyor….dönemeçlerde tökezlemek bazen yıkılırken tutunmak bazen sanki hayatı omzumda gereksiz bir yük gibi görmek…acıyor canım derinden acıyor yıllar hesapsızca kitapsızca geçerken neden benimde insan olduğumu unutturdular neydi ki suçum….kime ne kötülük etmiştim ki kimin canını yaktım ki …kendimden başka…yıllara yollara hayat meydan okurken kimi kanattım ki yüreğimden başka.. bir kapıyım hayatın evinde kilitsiz….her çile kapısı sonuna kadar açık…..Kimi dikenli güllerin ve kimisi sahte seslerin karanlık her satırda sayfalar yalanlar riyalar sahte yüzler….bir görselerdi eğer insanlar insan yüreğini böyle harcamazlardı her sevgiyi…………………..EY SEVGİLİ…. Sende bir gün sesimi duyamayacaksın ne izim nede gölgemi bulamayacaksın…..hayatla her türlü kumarı oynadım ama hiç hile yapmadım.. tıpkı hayat gibi sende bana hile yaptın ve sen kazandın………………..bir gün belki sende ağlayacaksın elinden telefon seninde düşmeyecek aranmayı bekleyeceksin beklide sesini duymayı belki çok canın yanacak keşkeler saracak her yanını o her çaldığında için acıyacak belki de ağlamaklı konuşacaksın………..hani aradığı günler var ya işte o günler gelecek aklına kimseler anlamayacak halinden hani seni çok sevdim yada seni ölesiye sevdim dediklerin var yaa olmayacaklar yanında çünkü sahte sevgiler çıkarına sevenler senle sevgiyi çabuk harcarlar ……………..işte o an beni anladığında hayatın zorlukları arasında sana nasıl sadakatle kar beyazı sevgimi sunduğumu ve yürekten ve temiz ve safça ve serserice ve bir dağda açan karçiçeği gibi yüreğimi o an anlayacaksın ama…………………………………..üzgünüm ………………….
dur’ demek isterdim akıp giden sevgiliye
Ve ömrümü çalan karanlıklara ‘elveda’…
ve günler güneşi unuttum nasıldı sensiz aydınlığı unuttum karanlıktı gecem sessiz ….seni aradı gözlerim masam boştu hayalindi eşlik eden birde bir de işte öyle..kanayan bir yüreğim var benim sana hasret gözlerim var benim birde bir de seni sevmekten yorulmayan kalbim….nedensizdi niçin sizdi ama biraz yorgun … sevmekten değildi yorgunluğu özlemlerindendi sana olan özlemiydi kanadığı… ılık ılık akıyordu yüreğine göz yaşlarım hani hani var ya seni seviyorum dediğim o masa bile ağlıyordu halime…..gökteki yıldızlar nasıl kopardaki işte Bende öyle tutkundum sana
Hem korkarak hem de severek yaşadım seni… Sevgiler azar azar yitip gider. Esen her rüzgar yanaklarında kurutur.... Canımı Acıttı Sözlerin Kalbim Acıdı da Sustum.... Ama yine de yürürsün. Bir sonraki adımın boşluk olsa bile... O kadar çok sevmiştim ki seni sevmekten vazgeçemedim.... Yinede şikayet etmezdim.. Çünkü senin için her şey göze alınırdı..... Bil ki sevmekten vazgeçmedim seni ...Bil ki seninle birlikte sevdanı da... Sana söz sevgili, seni sensiz büyüteceğim sisi eksik olmayan sabahlarda....
karçiçeği nazar
-
Timsah Kıkı, Nil Nehri’nin kıyısında dinlenirken, duyduğu çığlıklarla yerinden fırladı. Hemen bir kayanın üstüne çıkıp etrafına bakındı. Bir çocuk akıntıya kapılmış sürüklenirken, karşı kıyıda insanlar koşarak çocuğu izliyordu. Şimşek hızıyla suya dalan Kıkı’nın gözüne son anda insanların birkaç kayıkla açılmakta oldukları takıldı. “ Onlar asla çocuğa yetişemezler “ diye düşündü. “ Çocuğu iyice yüzme öğrenmeden tek başına bırakmak yanlıştır. Eğer bırakırsan su onu yutar. “
Kıkı az sonra çocuğa yetişti ve kocaman ağzını açıp hızla kapadı. Ancak çocuğa zarar vermemiş, sadece gömleğinin yakasından yakalamıştı. Geriye döndü, üç tane kayık geliyordu. Sevindi Kıkı çocuğu kurtarmıştı. Korku dolu gözlerle bakan çocuğa göz kırptı. “ Benim adım Kıkı, dedi, ya seninki? “ Çocuk gülümsedi: “ Benim adımda Hacer, dedi. Sağol Kıkı, hayatımı kurtardın. Sana bir can borçluyum. “
“ Hayır, Hacer, dedi Kıkı, bana can borcun yok. Ben senin hayatını kurtardım, bu doğru ancak karşılık beklemeden yaptım bunu. Borçlu falan da değilsin bana. Ben dünya tatlısı Kıkı’yım, yüreğim sevgiyle çarpar benim, kimse için kötülük düşünmem ben..”
Kıkı’nın konuşması yarıda kaldı, çünkü kalın bir sopa olanca hızıyla başına indi. Kayıklar sonunda yetişmiş ve kayıktakiler kötülük saçıyordu. Sopalar birbiri ardınca başına indikçe gözü döndü. Bana reva mı bu, diye düşündü. Yıllar önce annesinin anlattığı bir hikaye aklına geldi. Bu hikayede, bir ahtapot iki insanı mutlak bir ölümden kurtarıyor, fakat insanlar, ahtapotun başına ödül koyuyorlardı. Ahtapot, onları yanlışlarıyla baş başa bıraktıktan sonra hedefine ulaşıyor ve denize geri dönüyordu. Şimdi Kıkı’nın yapacağı en doğru iş, onları yanlışlarıyla baş başa bırakmak ve Hacer’i sağ-salim kıyıya ulaştırmaktı. Kıkı, aynen öyle yaptı. Sert bir kuyruk darbesiyle kayıkların arasından sıyrılıp himayesindeki insan evladının kumsala ayak basmasını sağladıktan sonra, gözlerindeki iki damla yaşı fark ettirmemeye çalışarak geri döndü. Amacı olabildiğince uzaklara gidip, bu olayı unutmaktı. Beyinlerinden zeka fışkıran ve en akıllı yaratıklar olduğu iddia edilen insanlar bunlar mıydı? İnsanlar, kim bilir ne yanlışlıklar, ne hatalar yapıyorlar da bunları birbirlerine doğrusu budur diye yutturuyorlar mıydı?
Nil Nehri’nin sularına dalarken adının ünlendiğini duyar gibi oldu, Kıkı. Sanki biri “ Kıkı…” diye bağırıyormuş gibi geldi. Kıkı, bu çağrıyı duymamazlıktan gelmedi. Derinlerden döndü, yüzeye çıktı. Bağıran Hacer’di. Hacer el ediyor, Kıkı, gel buraya, diye bağırıyordu. Öfkesini dindirmek için biraz su yuttu. O, hep böyle yapardı; öfkelendiği zaman biraz su yutar, öfkesini dindirirdi. Su genzine mi kaçmıştı ne, öksürdü Kıkı, hem üç-dört kez öksürdü. Boğazını temizledi ve usulca yüzerek Hacer’in yanına geldi. Hacer, dizlerinin üstüne çöküp, Kıkı’nın boynuna sarıldıktan sonra şunları söyledi:
“ Canım Kıkı, sen iyi kalpli, temiz yürekli bir timsahsın. İyilik yapayım derken, kötülük buldun, ama her iyilik yapan kötülük bulmaz. Belki şu an için insanların hepsinin kötü olduğunu düşünüyorsun, gerçekte kötü insanlar var ama iyi insanlar pek çok be Kıkı, iyi insanlar pek çok. İşte bu iyi insanlardan biri de benim. Ben göğsümü gere gere iyi bir insan olduğumu söylüyorsam, bu durum benim iyi bir insan olduğumun işaretidir ve sen benim iyi bir insan olduğuma inanmak zorundasın. “
Hacer sözlerini aniden kesmişti, bunun bir sebebi olmalıydı. Kıkı hızla geriye döndü. Kayıklar geliyordu. Hacer koşarak kayıkların önüne çıktı.
“ Durun, gelmeyin, geri dönün “ diye bağırmaya başladı. Boşuna, herşey boşunaydı. Tüfekli, sopalı, bıçaklı adamlar kayıklardan indiler. “ Durun, Kıkı benim hayatımı kurtardı. Kimseye zararı yok onun, ona zarar vermeyin. İyi yürekli bir timsah o, kendi halinde, kimse için kötülük düşünmüyor. Bırakın gitsin, size ne yaptı ki? Neden onu öldürmek istiyorsunuz? “ diyerek feryat eden Hacer’in yüzüne gelen sert bir tokat onu yere düşürdü. Elinin tersiyle yüzünü silen Hacer; adamın vurduğu yerin kanadığını görünce son bir gayretle kanlı elini Kıkı’ya doğru uzatarak bağırdı ve bayıldı: “ Parçala onları Kıkı, parçala..”
“ Olmasaydı iyi olurdu ama Hacer’in olacakları görmemesi daha iyi oldu. Ne kadar istesek de bazı kötü olayların önüne geçemiyoruz. Ben iyi bir timsahım ama kötülerle bir olma durumuyla karşı karşıya bırakılıyorum. Şu andan itibaren hala iyi düşünceler içinde olmaya devam edersem bu adamlar beni keserler. “
Timsah Kıkı, rakipleriyle istediği yerde, istediği zamanda dövüşmekte kararlıydı. Gerisin geriye dönüp kaçmaya başladı. Amacı adamları toprağa çekmekti. Toprak üstünde durunca ayakları daha rahat hareket ediyordu. Seri dönüşler yapıyordu. O zaman uzun kuyruğu çok önemli bir silah haline geliyordu. Kıkı, canını kurtarmak için kuyruğunu kullanacaktı.
Kıkı, kayalıklar arasında dar bir yer bulup geri döndüğünde bir tüfeğin üstüne çevrildiğini fark etti. Gök gürültüsünü andıran sesin ardından sol gözü karardı, sol gözü görmez oldu. Sağ ön ayağıyla sağ gözünü kapatıp, ileri atıldı. Silahlar birbiri peşi sıra patlıyor, kurşunlar Kıkı’nın sert derisi üstünden sekiyordu. Bu arada Kıkı’nın kuyruğu akıl almaz bir hızla çevresine dehşet saçıyor, vurduğunu deviriyordu. Kıkı yediği onca sopadan, onca bıçak darbesinden sonra geriye gövdesinden ne kalırsa, Nil Nehri’ne ulaştırmak istiyordu.
Sonunda Kıkı, Nil Nehri’ne ulaştı ve derinlere daldı. Aradan aylar geçti. Kıkı’nın sol gözü görmeye başladı. Kurşun göze girmemiş, yan taraftaki deriyi parçalamıştı. Yara iyileşince göz görmeye başlamıştı.
Bir kötü olayla karşılaştı diye Kıkı yaşam çizgisini değiştirmedi. Tutturduğu doğru yoldan sapmadı. İyilik, onun temel prensibiydi. Tüm canlı varlıkları seviyordu, çünkü Kıkı’nın kendine saygısı vardı. Kendine saygısı olmayanın başkalarına da saygısı olmazdı. Onlar sorumsuz bir yaşam sürerlerdi yani bedavaya yaşarlardı. Borç alır ödemezler, küfürlü konuşurlar, kalp kırarlar, düşünmeden hareket ederler, günahsız birine durup dururken vururlar, başkalarını kötülerler ve dedikodu yaparlardı. Söyler misiniz bana, bunları hangi kitap doğrular?
Yazan: Serdar Yıldırım
Söyler misiniz bana, bunları hangi kitap doğrular? Adaletin bile egoya yenildiği sistem de.... insanlığın kirlendiği ve insan denilen yaratıgın, öldükten sonra basina geleceğini bielmemesi ve fitratinda ki egosuna yenildiği bu düzende hangi kitap, insan denilen yaratiğin üzerinde etkili olabilir ki.....Cem Karaca nın dediği gibi bindik bir kiyamete gidiyoruz alemete .. Allah sonumuzu hayirlisi etsin... -
Onun pembe düşleri var o bir mutluk ağacı yüzünden hiç eksik olmaz gülen yüzü
Her yeni doğan güne umutla bakar tatlı bir tebessümle bakar hayata
İçinde kopan fırtınaları var hüzünleri var acıyan kalbinde
...
O acıyı hüznü bir gülüşe çevirdi o küçük dünyasında
Acıyı da hüznü de yaşadı o gülen gözleri düştü gözünden damlaları yüreğinin içine acıyan yüreğine tuz bastı sustu yüreği
O küçük yüreğine kocaman sevgiler umutlar hayaller sevinçler mutluklar ekti
Her zaman bir yanı acısa da o artık acıyan yanını tatlı bir tebessüme çevirdi gülen gözleriyle
O artık çok mutlu küçük dünyasında onun adı dolunay ne olsa
özlem22
yıllar önce başlayan bir dostluk masalıydıkimi gün ağladık kimi gülümsedik acılarımızaonu tanıdğımda kardeş yokluğunu aratmamıştıiyiki geldin yüreğime iyiki doğdun dünyaya...acılarını yürerğinde besledi etrafına neşe saçardıhayatta en büyük acıyı yaşadı içinde sakladıöyle bir dostum arkadaşım sırdaşımki..canım arkadaşı...miyiki doğdun güzel yüreğinle dünayaya.....yıllardır süren dostluğumuz ömür boyu sürsünhüzünler uzak mutluluklar seninle olsuno güzel yüreğine sevgiler olsuncanım arkadaşım doğum günün kutlu olsun..karçiçeği
iyiki varsın canım ablam birazz geç oldu ama burda olsun :)gülen yüzün hiç solmasınn ablam seniii seviyorummmm
-
Şair: Fedai Güven
Gözlerinin hapsindeyim
Düştüğüm zindanlar da
Voltalar atıyor yüreğim,
Karanlık hücrelerinde sevdam
Nemli ve ıslak duvarlar,
Yokluğunun ceza evindeyim
Özgürlüğe susayarak.
Köşe kapmaca oynuyorum,
Köşesi olmayan kalplerimiz de,
Attığım beş adım toplam.
Hüzünlerin yakmaz canımı,
Mutluluğun güldürmez
Yokluğun da öldürmezse,
Bir tek şeyi unutma
Seni sevdim ben.
Kolay değil bu sandığın kadar
Alışkanlığına tutkunluğum
Çırpınıp duran kafesin de,
Sevdan ben de bir yangındır.
Sevmek vazgeçilmez yanım,
Sen çıkmazım son durak.
Sofralar kurdum yokluğun da,
Varmışsın gibi, iki kişilik
Tek kişilik yemekler yedim,
İkimize kalktı kâdehler...
Sol yanım ağırıyorken, sen yoktun.
Sağır bir kadınaymış
kurduğum cümleler
Dilsiz bir yâr dan
Sohbetler beklemişim meğer.
Her çölüm yanmazmış benim,
Her kutpum donmaz,
Zaman gelecek, bilirim...
Yokluğun da koymaz.
Ya gel dindir dalgaları,
Yada daha çok fırtına,
Bu böyle olmaz.
Kalsam ölüm ensem de,
Gitsem neye yarar ki?
Kalmak teslimse ölüme
Gitmek sensizliğe ne çare?
Ve içim de yaşattığım,
Senli dünyamdan çıkarken
Bir tek şeyi unutma!
Seni sevdim ben.
-
Say bademleri,
say acı olanı, uyanık tutanı say,
beni de onlara kat:
...Gözünü arardım hep, gözünü açtığında,
sana kimselerin bakmadığı bir anda,
örerdim ya o saklı, o gizli ipliği ben,
ki onun üzerinde tasarladığın çiy'in
testilere doğru kaydığı bir zamanda,
yüreğe varamamış öz bir sözle korunan.
Ancak böyle varırdın adına, senin olan,
o şaşmaz adımlarla kendine yürüyerek,
savrulurdu çekiçler sanki bir çan kulesi
boşluğundaymış gibi senin suskunluğunun.
Ölmüş olan o şey senin koluna girer
ve işittiklerin de seninle birleşirdi,
üç olup giderdiniz geceyi katederek.
Beni de acı yap, acı yap beni.
O acı bademlerden say beni.
Çevirenler: Ahmet Necdet-Gertrude Durusoy
Gündoğumuna bir saat kala saçlarına düşen mavi gibidir mahmurluğun güneşleri; bir kuşun mezarının üstünde, otların hızıyla biterler. Onları da baştan çıkarır, zevkin teknelerinde oynadığımız rüya oyunları. Zamanın tebeşirden kayalıklarında onları da hançerler bekler. Daha mavidir derin uykunun güneşleri: Bir zamanlar saçının bukleleri gibi. Bir gece rüzgârı olup, kız kardeşinin parayla açılan kucağına sığınmıştım; Üzerimizdeki ağaçtan sarkıyordu saçların, ama sen yoktun. Biz dünyaydık sanki, sense büyük kapının önünde bir çalılık. Beyazdır ölümün güneşleri, çocuklarımızın saçları gibi: O, yükselen sularla gelmişti, sen kumlukta bir çadır kurduğunda. Sönmüş gözleriyle, başımızın üzerinde mutluluğun hançerini kaldırmıştı. PAUL CELAN -
Şair: Fedai Güven
Veda bile etmedin giderken
Çıkardın attın yüreğinden,
Çığlık çığlığa astın sevdamı.
İdam mangaları toplayan Sen
Yargısız infaz senin emrin
Neyi sorguluyorsun Şimdi?
Hangi bedeli hangi hesaba kestin?
Bu ödettiğin neyin diyeti?
Bir tek şeyi unutma...
Seni sevdim ben.
Mavi mavi bakışında,
Yüreğimin her atışında,
Akdenizin tuzun da,Talya da,
Canlı müziğinde gecelerin,
Yakutun kırmızısında...
Şarabın buruk tatın da
Adım adım, hece hece yazdım
Kanımla suladım nefretimi...
Sen gitme diye ağıtlar yaktım
Dilekler tuttum gökyüzüne,
Seni diledim Tanrıdan yıkılmadım
Kimselere diyemedim seni
Kimsesiz kaldım da tek
Bir sensiz yapamadım, anlamadın.
Yanarak, yıkılarak ,her an...
Aklıma geldiğinde ağlayarak,
Akdenize karıştı gözyaşlarım
Özlemin kordu, alevdi, ölmedim!
Sen olamadın katilim
İflâh etmez diyenlere
İnadına yaşadım, bekledim...
Kadere inat, sana inat...
Ve eğilmedim önünde,
Yüzüne haykırıyorum şimdi
Bir tek şeyi unutma...
Seni Sevdim ben.
-
Şair: Fedai Güven
Bir sevda selimiydi, güzken çıkan karşıma?
Dinlemez deli gönül, aldırmadı yaşıma,
Hilâl-i taç yaparken sana inat başıma
Gök kubbe şahidim, akıttığım gözyaşıma.
Bakıyorken yüzüne, bana yetmez bir asır,
Anlatamaz sevdiğimi, yüzbinlerce satır,
Aşıkârım görüyorsun, gerçeğim de yok sır
Liman ol sığınayım, sen istersen yine kır.
Baharımı soldurdun, gonca gülüm derdikçe,
Paramparça ettin sen, kalbime hep girdikçe
Tek taşıdım aşkını, istedin ben verdikçe,
Değerimi bilmedin, şımardın ben sevdikçe.
Mutluluklarım rüyâymış, gerçek olan cefa,
Kırıldım dostlarıma belki, binlerce defa,
Aşk denen duyguyu kaldırıyorum ben rafa,
Yalnızım, ürkek ve tek, söyleyin bu mu vefa?
NOT: Şiir 14 lü hece ölçüsü(vezin) ile yazılmıştır...
-
Şair: Fedai Güven
Bu sevda yüreğimde bitmez tükenmez ûmman,
Artık etkilemiyor beni vermediğin aşkını sûnman
Bakıp da saçlarıma sanma ki mevsim im hâzan
Fanidir dünya anlarsın ecel kapını çaldığı zaman.
Yaşadım saymadım sensiz geçen şu ömrümü,
Çok avuttum çok kandırdım gelirsin diye gönlümü
Uzatsaydın gerimi çevirdim,tutmazmıydım ellerini?
Tüm nefretin bana mı? bitirmedin isyankâr hâllerini
Suçlu olan hep bendim haklı olduğum neden de,
Nasıl isterdim anlamanı suçlu olmadığımı beden de
Yargısız infazın masumluğun da kendisiyim,
Kimse sevemez böyle ben bu aşkın efendisiyim.
Sabahlarıma gün doğmadı yatmadan kalktığım
Bir sanaydı dualarım secde edip taptığım,
Her hesabın bedeli var Allahım görür elbet,
Benim sevgim aşk değildi, aşktan öte ibadet.
-
Şair: Fedai Güven
Unuttum mavi miydi yeşil mi bakışı?
Ne iz ne bir ses, olmuşum sabır taşı
Yaksa da yokluğun üşüdüm, yaşadım kışı
Gelecektin ya hani neden gelmedin?
Gecenin kör vakti sağır dilsiz evren de,
Nasıl düşünmezdim, yaşıyorken beden de?
Gelecek dedim, bahane aramadım neden de,
Gelecektin ya hani neden gelmedin?
Yanıp tutuştuğum ümitsiz geceler de...
Dilimden düşmedi adın söylendi hecelerde
Sanaydı dualarım vardığım secdeler de
Gelecektin ya hani neden gelmedin?
Ağıtlar söylenirken yüreğimden dilimden,
Yıkıldı bentler, taştı gözyaşı selimden,
Çare olsaydın...ölürdüm bile elinden
Gelecektin ya hani Neden gelmedin?
-
Yazar: EkremKemal

ne kadarı senin bu sen'in
söylesene!
gözlerin,dudakların,ellerin..
ne kadarın var nekadarın yok
söylesene!
başka birinin akşamında
başka birine
ağlayıp duruyorsun
sana seni soruyorum
susuyorsun..
sonra kendinin,siyah
o siyah gölgenin
peşine düşüyorsun..
sen
sanıp duruyorum
sen sanıp öpüyorum
başkası oluyorsun...
bana
bak bir kez olsun
birkez kendi gözlerinle
elimi tutma
yine de istemem
istemem..
anlıyor musun?
-
Yazar: EkremKemal

Çelimsiz bir akissin işte
dünyayı dolduran o boşluğun içinde
mağlupsun,yaralısın
üstelik..
bir yanın ölmek hevesinde
bazı bir kahve köşesinde
bazen dağınık,içli
bir akşam saatinde
biliyorum..aklından kaçmak geciyordu
doğrusu kendinden
ama kime?
geberesi bir kafes içindesin
nereye baksan gidişler gelmeyişler
hayat..
hayat
biraz da böyle işte
ayrılıklar
pişmanlıklar
çelişkiler...
bazı
bir sahil kenarında
bazen telaşlı ıslak
bir yağmur öncesinde
biliyorum
aklından kaçmak geçiyordur
evet kendinden
ama kime?
-
Yazar: Mihrace

Gün batımlarıyla tükenir umut
Akşamın kızıllığı sarar dört bir yanı
Kelimeler anlamını yitirmiş
Gecede derin bir sessizlik
Acının rengi tanımlanır
Düş, sus pus
Yüreğim kalemime küs..
Vuslata yükselir dolunay
Daha sabaha çok var
Beklemek..Ah! beklemek..
Yüreği ne çok yorar..
Karanlık şafağa mahkum
Umut, yeni günün özlemiyle kavrulur..
Ufuktan yavaş yavaş süzülür güneş
Esrik bakışlar fırlatır ruhuma
Baharı müjdeler kır çiçekleri
Çiğ taneleri ışıl ışıl, içimi aydınlatır
Dudağıma bir tebessüm yayılır..
Bu sabah daha farklı hayat
Kıpır kıpır yüreğim
Biliyorum,
Bahar yine gelecek
Düşler ülkesini süsleyecek…
01/ 03/2010
Mihrace
-
Şair: Cahit S?tk? Taranc?
Can yoldaşın olmazsa olmasın
Yalnızım diye hayıflanmayasın,
Eğilmiş üstüne gökyüzü masmavi
Bir anne şefkatine müsavi.
Üç adım ötede deniz
Dosttur, ne öfkesi ne durgunluğu sebepsiz.
Bir derdin varsa açabilirsin ağaçlara
Ağaç yaprak verir, sır vermez rüzgara
Ve kış yaz,
Dalda kuş eksik olmaz
Dağ başında duman
Yalnızlık nedir göreceksin
öldüğün zaman.
Cahit Sıtkı Tarancı
