Yazar: Azade
Sen kazandın; ama ben haklıydım
Parçaları kaybolmuş bir yapbozdu benim hayatım....
Yaşamak için bir sebep lazım...
Hayat yordu beni....
İşte kendinden kaçışların,kallavi tanımları bu olsa gerek....
var olamamanın acı sosunu, yaşam denilen ekmek arasının içine katarsak ,böylesine bir hayatın aşçıları oluruz.
Aslında çoğumuz,omuzlarında apoleti olmayan,gecelerin sabahında
titrek bir ritmin nağmesiyle uyanir, yalnizlik şarkilari ile güne baslar, hüznün bağbozumunda uykuya dalariz.
Hepimiz gerçekte, o kadar normal ve o kadar da sıradanız ki ,
Bazen, gizli bir delinin,hayat izlerini taşıyan bir karbon kağıdıyız...
her biri bir öncekini aratmayan.....
Bazen tüm deliliklerimizi içimizde yaşar,
kendimizin de görmesine, dokunmasına izin vermeyiz..
Bazen,her bir damlalarını akıtmaktan korktuğumuz ,bir yağmur damlalarıyız...
Nereye yağdığını bilmediğimiz, üstünden koca şehrin geçtiği geçmişin,
birer kar fırtınalarıyız...Telaşlı bulutların kol gezdiği bir ruhun....
yıldızsız gecelerinin koynunda,kimliksiz hayatların,
kimliksiz bekçileriyiz...
Bazen de sıradışı, el değmemiş, hayatlarin özlemlerini yaşarız...
Ne hayatın bizi ıskalamasına direnir ne de kendi
deliliklerimize fırsat veririz...çok sesliliğin ritmik
dalgalanışlarında...mevsimlerin tek tek yitirilişlerinde...hazan
mevsimlerinin gölgelerinde, yalnızlık şarkılarını
söyler dururuz...
Çünkü... Korkağız!...
Nedir bunca korkaklık...?
Var olmanın dayanılmaz ağırlığı mı yoksa var olamamanın,
yarattığı sancı mı...?
Ey zavallı ruh... ?...
bir gece de kapa gözlerini....kır duvarlarını....gör aynada ki sana
bakan o yüzü ....bir gece de bir devin yüreğini ödünç al... ve
başkalarının sana yakıştırdığı kimliği geri ver bir meşela yak,yeni
sana ve sönen umutlarına...