Beni sorgulama. Çünkü beni her tartıya çıkardığında, aslında kendi insanlığını ölçüyorsun. Ben senin karanlığa karşı yaktığın en narin, ama asla sönmeyen mumunum.
Ben ne zayıflığım ne de kör bir saflık.Ben senin bu dünyaya bıraktığın en sahici imzanım.
içimdeki huzursuzluk değil, her şeyi yıkıp geçecek bir başkaldırı artık. Ezilmeyi, susturulmayı, bana layık görülen bu mutsuzluk enkazını kabul etmiyorum. Reddediyorum!Ona öyle bir öfke kusuyorum ki içimden, her hücrem hınçla titriyor. O fütursuzca arkasını dönüp bittiğini sanıyorsa yanılıyor. Sustuğum, içime gömdüğüm, kendimi kemirdiğim günler bitti. Bu saatten sonra kırılmam, kırarım. Beni kendi sessizliğimde boğmaya çalışanların sarayını kendi içimdeki bu yangınla başlarına yıkacağım. Bu haksızlığa karşı bende merhamet kalmadı; artık sadece saf bir öfke ve isyan var!
Kader dediniz, boyun eğdim; sabır dediniz, ömrümü tükettim. Ama bitti. Karşınızda ne çizdiğiniz sınırlara sığan o uysal çocuk var ne de her haksızlığa yutkunan o eski enkaz. Beni kendi gölgenizle korkutamazsınız artık, ben o gölgeyi çoktan çiğneyip geçtim.Sizin alkışlarınız da yalan, ayıplarınız da. İnşa ettiğiniz o sırça köşkler, içimdeki tek bir dürüst çığlıkla un ufak olacak kadar zayıf aslında. Beni kaybetmekle tehdit ediyorsunuz; oysa ben, sizin yokluğunuzda kendimi buldum.Şimdi açın kapıları, yıkın barikatları. Çünkü bu asil öfke, sadece zincirleri değil, o zincirleri tutan ellerinizi de yakıp geçecek. Artık ben sizin dünyanızda bir esir değil, kendi cehennemimde bir kralım!
Gecenin sessizliği odanın duvarlarına çarpıp içime sızıyor. İçimde, hiçbir yere ait olamayan ama her yere gitmek isteyen göçebe bir ruh uyanıyor yine. Zaman, parmaklarımın arasından kayıp giden ince bir kum tanesi gibi; ne tutabiliyorum ne de durdurabiliyorum akışını.Bazen ruhum, kendi sessizliğinin altında eziliyor. Kelimeler yetmiyor içimdeki o derin denizi anlatmaya. Bir yanım alabildiğine coşkulu bir nehir, diğer yanım kurumuş, çatlamış bir toprak gibi sessiz. Kendi içimde kaybolurken, aslında kendimi bulmaya çalıştığımı biliyorum. Hayatın ritmi dışarıda akar giderken, ben kendi kalbimin atışlarında duruyorum. Eksik kalan ne varsa, belki de bu içsel sessizliğin içinde tamamlanmayı bekliyordur.
Hayat hükümsüzdür aslında... neye paraf atarsan ondan sorumlusun...Hayat nefes aldığın kadar, sevdiğin de sevildiğin kadardır o kadar baska ötesi yok...