Zamanın Külü
-
ARDA (40’lı yaşlarda. Dağınık, cepleri eski mektuplar ve fotoğraflarla dolu. Zamanın elinden kayıp gitmesinin ağırlığını taşıyor.)
Mekân: Eskimiş, terk edilmiş bir evin oturma odası. Yerde tozlu kitaplar, kırık bir saat ve köşede eski bir fonograf (pikap) duruyor. Odaya sadece panjurların arasından sızan zayıf, loş bir ışık vuruyor.
Arda, elinde eski, paslı bir anahtarla odanın ortasında durmaktadır. Yerdeki tozlara bakar, parmak ucuyla yerdeki sehpanın tozunu siler. İç çeker.
ARDA(Kendi kendine, kısık bir sesle)Burası... Her şeyin başladığı ve her şeyin bittiği yer. Zaman ne garip bir illüzyon. Duvarlardaki bu tozlar, aslında geçen günlerin külleri. Biz o küllerin üzerinde yürüyoruz ve yaşadığımızı sanıyoruz.Cebinden eski, sararmış bir fotoğraf çıkarır. Uzun uzun bakar.
Sana "bekle" dediğim günü dün gibi hatırlıyorum. "Biraz daha zaman, sadece biraz daha başarı, biraz daha para...
Sonra her şey güzel olacak." Ne büyük bir körlük! İnsan, elindeki zamanın hiç bitmeyeceğini sanıyor. Yarınların, bugünü satın alabileceğine inanıyor. Oysa yarın, bugünün katilinden başka bir şey değilmiş.(Fotoğrafı masanın üzerine bırakır, odaya doğru adımlayarak sesini yükseltir)Kazandım...
Evet, herkesin imrendiği o unvanları kazandım. Banka hesaplarını doldurdum.
Ama ne zaman arkama dönsem, o büyük boşlukta sadece kendi sesimin yankısını buldum. Ben geleceği inşa etmeye çalışırken, şimdiki zamanı, yani seni, bizi... avuçlarımın arasından düşürmüşüm. Parçalandığını bile fark etmemişim.
(Yerde duran kırık saate doğru eğilir, onu eline alır)En acısı da ne biliyor musun?
Pişmanlık, geri dönüşü olmayan bir yolun tabelasıdır. Ne kadar hızlı koşarsan koş, o tabelayı değiştiremezsin.
Şimdi bu boş odada, hiç yaşanmamış bir hayatın yasını tutuyorum. Keşkelerim, boğazıma dizilen birer taş gibi. Yutamıyorum.
(Ayağa kalkar, pencereye doğru yürür. Dışarıya, uzaklara bakar. Ses tonu yumuşar, derin bir hüzün kaplar.)
Eğer o gün... O tren istasyonunda, gururumu bir kenara bırakıp "Gitme" diyebilseydim..
Hayat şimdi nasıl bir nehir olurdu? Hangi denizlere dökülürdük? Bilmiyorum. Bilmeyeceğim de.
Bu belirsizlik, insanı yavaş yavaş çürüten en sinsi zehir.
(Cebinden paslı anahtarı tekrar çıkarır, avucunun içinde sıkar)Ama suçlu ne zaman, ne de kader. Suçlu benim.
Hayatı erteleyen, sevgiyi bir lüks gibi gören o kibirli aklım. Şimdi bu evle birlikte ben de terk ediliyorum.
Kendi içimde, kendi pişmanlıklarımın hapisanesinde...
(Işıklar yavaş yavaş sönerken Arda fotoğrafı son bir kez göğsüne bastırır. Sadece panjurdan sızan ince ışık çizgisi kalır.)- SON -
Merhaba! Bu sohbete katılmak için bir hesap oluşturabilirsiniz.
Üye olduğunuzda konuları kaldığınız yerden okumaya devam edebilir, yeni yanıtlardan e-posta veya bildirim yoluyla haberdar olabilirsiniz. Ayrıca iletileri yer imlerinize ekleyebilir ve beğendiğiniz paylaşımlara oy verebilirsiniz.
Sizin de katılımınızla bu sohbet daha güzel olabilir 💗
Kayıt Ol Giriş