İçeriğe atla

World

Bu forumun dışından gelen konular. Buradaki görüşler forumun ve üyelerinin görüşlerini yansıtmayabilir.

A world of content at your fingertips…

Think of this as your global discovery feed. It brings together interesting discussions from across the web and other communities, all in one place.

While you can browse what's trending now, the best way to use this feed is to make it your own. By creating an account, you can follow specific creators and topics to filter out the noise and see only what matters to you.

Ready to dive in? Create an account to start following others, get notified when people reply to you, and save your favorite finds.

Kayıt Ol Giriş
  • MihraceM

    Şair: Cahit S?tk? Taranc?

    Can yoldaşın olmazsa olmasın
    Yalnızım diye hayıflanmayasın,
    Eğilmiş üstüne gökyüzü masmavi
    Bir anne şefkatine müsavi.
    Üç adım ötede deniz
    Dosttur, ne öfkesi ne durgunluğu sebepsiz.
    Bir derdin varsa açabilirsin ağaçlara
    Ağaç yaprak verir, sır vermez rüzgara
    Ve kış yaz,
    Dalda kuş eksik olmaz
    Dağ başında duman
    Yalnızlık nedir göreceksin
    öldüğün zaman.
    Cahit Sıtkı Tarancı


  • H

    Şair: BİLİNMİYOR

    Kadın adamı çok seviyordu,
    Yemyeşil ovalarını verdi adama,
    Yaşam fışkıran...
    Beni seviyormusun?
    Evet dedi adam...
    Güneşini,ayını verdi kadın
    Yıldızları taktı bir bir adamın omuzlarına...
    Beni seviyormusun?
    Tabii dedi adam...
    Kadın ağladı,
    Gürül gürül akan pınarını verdi adama...
    Beni seviyormusun?
    Elbette dedi adam...
    Kadın bağlandı,
    Yaşam ipini adama verdi...
    Bir oldular,tek oldular adamla.
    Beni seviyormusun?
    Biliyorsun dedi adam...
    Kadın dağlarını verdi adama,
    Tırmandılar doruklara.
    Beni seviyormusun?
    Aşağılara baktı adam zirveden.
    Başkalarını gördü
    Sustu adam...
    Ağladı kadın,
    Gözyaşını verdi adama
    Almadı adam...
    Kadın onurunu verdi adama
    Şaşırdı adam...
    Sordu yine usulca kadın
    Beni seviyormusun?
    Onu da seviyorum seni de dedi adam...
    Sustu kadın
    Verecek bir şeyi kalmadığında...
    Senin yüreğine ihtiyacım var dedi adam
    Başkasını sevebilmek için...
    Çıkarıp yüreğini verdi kadın
    Korktu adam...
    Beni seviyormusun dedi adam.
    Sesi yoktu kadınınsöyleyemezdi,
    Gözleri yoktu kadının ağlayamazdı,
    Kalbi yoktu kadının sevemezdi,
    Onuru yoktu kadının yaşayamazdı...
    (ALINTIDIR)


  • MihraceM

    Şair: Orhan Veli Kan?k

    İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Önce hafiften bir rüzgar esiyor
    Yavaş yavaş sallanıyor
    Yapraklar ağaçlarda
    Uzaklarda, çok uzaklarda,
    Sucuların hiç durmayan çıngırakları
    İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı.
    İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Kuşlar geçiyor, derken
    Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
    Ağlar çekiliyor dalyanlarda
    Bir kadının suya değiyor ayakları
    İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı.
    İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Serin serin Kapalıçarşı
    Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
    Güvercin dolu avlular
    Çekiç sesleri geliyor doklardan
    Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları
    İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı.
    İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
    Loş kayıkhaneleriyle bir yalı
    Dinmiş lodosların uğultusu içinde
    İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı.
    İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Bir yosma geçiyor kaldırımdan
    Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
    Bir şey düşüyor elinden yere
    Bir gül olmalı
    İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı.
    İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Bir kuş çırpınıyor eteklerinde
    Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum
    Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum
    Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
    Kalbinin vuruşundan anlıyorum
    İstanbul u dinliyorum.
    ORHAN VELİ KANIK


  • MihraceM

    Şair: Yavuz Bülent Bakiler

    Demedim mi bu hasret bitirir seni
    Ay dolanır gider, yalnız kalırsın.
    Her gün yeni baştan dağılır, ufalırsın
    Demedim mi yüreğim sevme!
    İşte ne gözyaşı, ne yemin, ne söz
    Geri dönen hangi güvercinin var?
    Senin hangi çiçeğini sakladı bahar?
    Demedim mi aklım inanma!
    Birgün naza çeker kendini demedim mi?
    Görmesen, zindana döner bu şehir
    Görsen, umursamaz, aldırmaz kafir.
    Demedim mi gözlerim bakma!
    Demedim mi bu ürperten sıcaklık
    Bu taze güzellik kaybolur birgün?
    Sonra boşu boşuna aranır, dövünürsün
    Demedim mi ellerim dokunma!
    Demedim mi birgün susar şarkılar
    Sesine ses veren rüzgarlar olur
    İstediğin kadar artık bekle dur
    Demedim mi kulağım duyma!
    Bir gün çıkıp gideceği belliydi
    Ayan beyan belliydi anlayamadın.
    Başka bir rüyada şimdi o kadın
    Demedim mi kollarım sarma!
    Bütün çektiklerim senin yüzünden
    Gölge bile geçirmezdin bir zaman üzerinden
    Ah! Şimdi paramparça oldun binbir yerinden
    Demedim mi gururum kırılma!
    Yavuz Bülent Bakiler


  • MihraceM

    Yazının görseli

    uzungemici bildirdi;
    Bir ses:
    ne güzel bakıyorsun çocuk, gördüğün parlak ışıklar, o yıldızlar
    onlar yarın seni de aydınlatacaklar
    sen idam sehpalarında gülümsüyorken belki
    elini uzatıp tutabildiğin ve yüreğinde toplayabildiğin kadar
    güneş kadar …
    İLK
    leylek; yuva yaptığı bacadan, uzun gaga ve ince bacak olarak
    gözden kaybolup gitti geniş kanatlarından rüzgarlar çıkararak
    göç mevsimi değildi oysa, ayakların üstünde durma zamanıydı
    çocuk, bunun çoktan farkındaydı
    yıldızlardan koparıp gözünü, şehrin ışığına kuşbakışı bırakırken
    kimi dededen kalma Balkan madalyaları gibi hezimet kokuyordu
    kimileri ellerdeki meşalelerden yeni çağ aydınlığına yol açıyordu
    her biri başka bir ilke ve tutku gibiydi cebindeki cam misketlerin
    çocuğun yani çocuksu düşlerinin
    bakıp gördüğü ışıklardan buydu anladığı, ilk adımlarını atarken
    AŞK GİBİ
    baharat tadı kadar iz bırakacaktı dudaklarında locadaki koltuklar
    sinema kovboydu, hayat ılık bir soluk ama çok farklıydı sokaklar
    kitap sayfasında sıkışıp kalmış bilgiler daha yerleşmeden beyinlere
    ve henüz basmışken onsekizlere, yirmilere
    tehlikesi öğretiliyordu aydınlıkların, gözler karanlığa alıştırılırken
    kurtuluş mücadelesi gibi, dünyanın dört bir yanında, Anadolu’da
    Jara’nın parmakları, kırık ezgiler olup ağlıyordu darağaçlarında
    aylardan mayıstı, haziran ölümün en zor kapısından bakıyordu
    ilerledikçe yaşlar yeniden görüyordu
    kahpe ihanetler, sevişmelerin ter kokusunu gölge gibi koklarken
    YARINLAR
    Huberman yazması alfabeler yarın yeniden başlanacak okunmaya
    bunca zaman geçti ama mücadeleler hala devam ediyor yaşamaya
    yani değişen sadece saçların rengi, duruyor yerli yerinde yürekler
    hem şimdi daha da güçlü bilekler
    sıkılırken havaya meydanlarda,sokaklarda haykırarak yürürken
    dur; dayamış gibi sırtını duvara, bırak nereden gelirse gelsin ölüm
    inanç katıklı, sevgiyle büyümüş çocuğum benim, yürek gözlüm
    öyle bakmalısın ki yeryüzüne, gökyüzüne, insanlığa dair her şeye
    ama bir yeni dünya için önce güneşe
    kör kuyuya düşmeden, bir oyun oynar gibi hiç büyümeden büyürken
    aynı ses:
    ne güzel büyüyorsun çocuk, gördüğün parlak ışıklar o yıldızlar
    onlar senin ayak izlerinden kalanlar
    sen güneşin koynunda en güzel uykunu uyurken belki
    birazdan uzanan eller ne kadar yıldız varsa hepsini toplayacaklar
    yarın olacaklar …..
    Cevat Çeştepe


    YARINLAR Huberman yazması alfabeler yarın yeniden başlanacak okunmaya bunca zaman geçti ama mücadeleler hala devam ediyor yaşamaya yani değişen sadece saçların rengi, duruyor yerli yerinde yürekler hem şimdi daha da güçlü bilekler sıkılırken havaya meydanlarda,sokaklarda haykırarak yürürken dünden kalma umutlarla yarınlara ulaşılabilmek güzellikleri ile paylaşımınız için teşekkürler
  • MihraceM

    Yazar: EkremKemal

    Yazının arşiv görseli

    Bir hülyasın şimdi evet bir hülya,
    Gördün ya artık yapayalnızız..
    Şen kahkahalar dönerken hıçkırığa
    Giderek artmakta karanlığımız..
    Şimdi akşamlar bir başka suskun
    Gecelerim bir başka tenha olucak..
    Demek artık, benden gidiyorsun
    Ah avuçlarım gözyaşına doyucak...
    Arasıra hayalimi aklından geçir,
    Geçir ki uzanayım rüyalarına..
    Unutmalıyız deyip durma ikide bir
    gülüşümü bari sakla saçlarına...
    Hatırlanmalı yine de bazı gecelerimiz
    Ki bu aşk bukadarını coktan haketti
    Boşluğun içinde buluşmalı ellerimiz
    Sahile vururken yalnızlığımızın silüeti
    Bırak kalsın işte özlenen bişeylerimiz
    Bırak unutturursa, hayat unuttursun
    Bir intihara savrulurken düşlerimiz
    Bırak ta son arzumuz kavuşmak olsun..


    Bırak kalsın işte özlenen bişeylerimiz Bırak unutturursa, hayat unuttursun Bir intihara savrulurken düşlerimiz Bırak ta son arzumuz kavuşmak olsun.. bırakta son arzumuz kavuşmak olsun bir intihara savrulmuş düşler hayat unutmuş bizi bırakında kavuşmamnın hayali bizim olsun mükemmel ötesi ekrem kemal kalemin susmasın dost
  • MihraceM

    Mihrace Bildirdi;
    Bir hikayenin iki kahramanıyız seninle
    Kapıldık gidiyoruz rüzgarın yeline
    Dolambaçlı yollarda kaybolduk
    Akıl firarda, dilimiz lal, sustukça sustuk
    Uzak kutuplara doğru yolumuz
    Birimiz artılarda, diğerimiz eksilerde
    Belli ki meçhule varacak sonumuz
    Yaşamadan nefes almanın ne anlamı var?
    Talan olmuş yüreğim, yerine sığmıyor yar...
    Hayat, kaygısızca içine daldığımız karmaşa
    Yaşadıklarımız belli belirsiz bir rüya
    Uyanmanın zamanı geldi de geçiyor bak
    Su gibi akıp geçiyor ömür ne olur anla
    Farkına varmak için çok geç kalma
    Her gece sensizliğin nöbetlerindeyim
    Umutlar tükenene dek beklemekteyim
    Yüreğim isyanlarda, sabır taşı çatladı
    Gecenin zifirinden yarına hüzünler kaldı
    Yalnızlığım gel yoldaş ol yüreğime
    Haziran'da kar yağar düşlerime
    23-06-2009
    Mihrace


    Kâh gönül akla isyan eder, kâh akıl gönlün nazını çekemez firar eder... Her iki hâl de kalbî duyguların en yoğun yaşandığı zamanlardır ve bu hallerde dile gelen duyguların şiir olarak yansıması, onları kastedilen mananın ötesinde güzelleştiriyor sanırım... "Yalnızlığım gel yoldaş ol yüreğime Haziran'da kar yağar düşlerime..." Yüreğinize sağlık sayın Mihrace
  • G

    Yazının görseli

    uzungemici
    bildirdi:
    "
    /rüzgar arkamızdan esiyor, deniz karşıdan geliyormuş
    iskelede kimseler yokmuş da, vapur ilk yolcuyu bekliyormuş
    bu mevsim olunca bütün çocuklar, boğaz içinden mi girerler denize/
    ……..
    nüfus kağıtlarımız gri karton kapaklı, yeni günleri pek bilmeyiz
    doğum tarihlerimizde kar yazar, sıcakta üşümeyi öğreniriz
    güneş doğmaz üstümüze, ama her zaman mavidir gözlerimiz
    denizlere benzeriz …
    nice savaşlar kanımızı döktü de, ihtilallerde kızılcık şerbeti içtik
    mülteci olurken kimimiz, erguvan pembesinden vazgeçmedik
    Saman yolunda dans etmesini, hanımellerini koklar gibi sevdik
    hiç büyümedik …
    /bir ayin sonrasında tutmuşum yüreğini, vakit geç olmuş
    vapur iskeleden boş kalkmış da, martıların gözleri yollarda kalmış
    bütün o eski sokaklar şimdi, korkuya mı saklamıştır kimsesizliklerini/
    ………
    ağaç altında fesleğen, içimiz coşkusuyla dolsun
    doğumlarımızın
    yokuşlar kan-ter içinde kalsın, en yakınında biz duralım yıldızların
    tutku pervanesine rüzgar gülü bir ışık, tanığı olsun kavuşmaların
    sancısız yarınların …
    hangi şarkıdan önce, bir keman taksiminden geçecekse dalgalar
    eski defterlerden ses gelmesin, fısıldar kulağımıza nasılsa kuşlar
    siz çok üzülmeyin duymasanız da, olacak deriz artık o kadar
    sırdaştır notalar …
    /deniz arkada kalmış, rüzgar şimdi karşımızdan esiyormuş
    martılar bir varmış da, iskelede gemiler ve yolcular bir yokmuş
    saçların ne güzel savruluyor, poyrazı çok mu sever gülümsemelerin/
    ……..
    yağmur görmemiş yaprak gibi durmayalım, gözler artık parlamalı
    arada nice dağlar, ovalar toz-duman, rüzgar hızında koşulmalı
    bahanesi yoktur durmaların, bu anlatılan sadece bir sevda masalı
    öyle de yaşanmalı …
    ıslıkla türkü çalar gibi, uygun adımlı heyecanlar kuş kafesinde
    gün batımı yakın zaman, çok güzel olacaklar ise hemen öncesinde
    saati ters çevir duvarda, bak bakalım dudak izlerimiz nerelerde
    gördüklerini bana da söyle …
    Cevat Çeştepe
    /yani bir gün batımının İstanbul’unda, saçlarım bembeyazmış
    yorgun bir kadehe uzatmışım ayaklarımı da, bir yanım seni sarmış
    harita üzerinde meridyenleri, üst üste bindirecek çocuk yok mu içinizde/
    "


    En solgun ikliminden gecerken mevsimlerin, denizlerin öbür yanini gören gözlerden seyrettim boğazicini….terkettigim tüm solgun yoksul anilarim aydinlatti boğazin isiklarini….bağısla beni anilarim….bulamiyorum hic birinizi biraktigim yerde….hepinizi cinnet koylarinda birakmistim terketmistim……savruk hesaplasmanin pusatsiz nehirlerinde akiyordunuz birer birer... simdi zamansiz devinimlerle ariyorum kaybettigim yerde …ne kadar zaman gecti bilemiyorum… akan saatlerin ne mefhumu ne de tersi yüzü de yok, hayatin tersi düzü olmadigi gibi…simdi,düslerim kayiyor kendi sayiklamalarimin gömütünde .. cogul bir yalnizliktir dudak izlerimizin değdigi her gizlenmis nokta…beni kötü yakaladin İstanbul,o harita üzerinde meridyenleri üst üste bindirecek güven cağlarim da gecti artik…göğsümde bir sanci... denizinde ağır tortu… bir korsan gemisi girmis simdi ,yüreğimin körfezine….
  • A

    Yazar: Azade

    Sen kazandın; ama ben haklıydım
    Parçaları kaybolmuş bir yapbozdu benim hayatım....
    Yaşamak için bir sebep lazım...
    Hayat yordu beni....
    İşte kendinden kaçışların,kallavi tanımları bu olsa gerek....
    var olamamanın acı sosunu, yaşam denilen ekmek arasının içine katarsak ,böylesine bir hayatın aşçıları oluruz.
    Aslında çoğumuz,omuzlarında apoleti olmayan,gecelerin sabahında
    titrek bir ritmin nağmesiyle uyanir, yalnizlik şarkilari ile güne baslar, hüznün bağbozumunda uykuya dalariz.
    Hepimiz gerçekte, o kadar normal ve o kadar da sıradanız ki ,
    Bazen, gizli bir delinin,hayat izlerini taşıyan bir karbon kağıdıyız...
    her biri bir öncekini aratmayan.....
    Bazen tüm deliliklerimizi içimizde yaşar,

    kendimizin de görmesine, dokunmasına izin vermeyiz..

    Bazen,her bir damlalarını akıtmaktan korktuğumuz ,bir yağmur damlalarıyız...
    Nereye yağdığını bilmediğimiz, üstünden koca şehrin geçtiği geçmişin,
    birer kar fırtınalarıyız...Telaşlı bulutların kol gezdiği bir ruhun....
    yıldızsız gecelerinin koynunda,kimliksiz hayatların,
    kimliksiz bekçileriyiz...

    Bazen de sıradışı, el değmemiş, hayatlarin özlemlerini yaşarız...

    Ne hayatın bizi ıskalamasına direnir ne de kendi
    deliliklerimize fırsat veririz...çok sesliliğin ritmik
    dalgalanışlarında...mevsimlerin tek tek yitirilişlerinde...hazan
    mevsimlerinin gölgelerinde, yalnızlık şarkılarını
    söyler dururuz...

    Çünkü... Korkağız!...
    Nedir bunca korkaklık...?
    Var olmanın dayanılmaz ağırlığı mı yoksa var olamamanın,
    yarattığı sancı mı...?
    Ey zavallı ruh... ?...
    bir gece de kapa gözlerini....kır duvarlarını....gör aynada ki sana
    bakan o yüzü ....bir gece de bir devin yüreğini ödünç al... ve
    başkalarının sana yakıştırdığı kimliği geri ver bir meşela yak,yeni
    sana ve sönen umutlarına...


  • MihraceM

    uzungemici
    bildirdi:
    "
    güneşin su gibi akan perdelerden içeri girmesine, gerek var mı sence
    duvara yaslanmış kağıt ve mürekkep kokulu binlerce hazine
    sıcağı ve aydınlığı veriyor zaten, yeterince ……
    *
    merdivenleri çıkmak …,
    bak hala ömrünü tüketmemiş, ne kadar aşınsa da basamak mermerleri
    biz yılmaz ve korkmaz sürekli adım olalım, çıkmak için bu merdivenleri
    ama sen, yorgunluk ve korkularınla, el-ele verip korkuluklara dayanma
    bana yaslan, yanındayım nasılsa, farkında olsan da, olmasan da …
    bir kapının önünde …,
    bunca soluk tıkanmasından sonra, sonunda değil en başında yaşamın
    söyleyecek ne çok şeyi vardır, bu bohem ve anason kokulu çatı katının
    gene de keskin geçsin senin bıçağın, ilk sözcüklerinin tam ortasından
    ki bilgelik koşusunda biz de koşalım, azalmadan ve yorulmadan …
    böyle bir gece işte …,
    öğrenmek olsun yok oluş sebebi, tavandaki dört kol örümcek ağlarının
    ve toz zerrelerine saklanmış, bütün zamanlara ait bütün karanlıkların
    böyle bir gece işte, söylenecek sözlerin sıra beklemesidir durak başında
    bir devrimin tam zamanıdır ya da, gün batımından, gün doğumuna …
    yani sevdiğim, bulutlar ne kadar örtmeye çalışsa da aydınlığını güneşin
    bu gezegenin atmosferidir ter kokusu, tüter her nefesinden emeğin
    başka ne yazar ki sözlükler karşısına, yaşamla sevişmelerin ….
    *
    yüksek bacalarda tütmek ….,
    bir değil, bin değil, milyon değil daha fazla, bir sıcak ekmek kokusuna
    dünyalar yaratılıyor vardiyalarda, aldırmadan duman olup savrulmalara
    ister misin seninle susuz ve asfaltsız, bir çamur deryasında yürüyerek
    gün doğuşu biz olalım, çalalım bütün kapıları gün gibi gülümseyerek …
    büyük ateşin önünde …,
    ve izleyelim üflemesini çeşm-i bülbül ustasının, toprağı, suyu ve havayı
    bütün sarmal tutkuların üzerine giydirir gibi, yarını bugünden yaşamayı
    ah bir köşe başı kadar uzak ve çıkmaz sokaklar kadar kapalı olsa bile
    kapısı açılmayacak adres var mıdır, çalındığında kan-ter içinde …
    havada ter kokusu …,
    hamuruna sığmıyor hiç bir pencerenin, şafak yalnızlığında sabah ayazı
    ilk damla ter düşmemiş olsa da henüz, alından başlayıp gerdandan aşağı
    ateş çoktan almıştır kıvılcımını, ser yatağımızı şimdi sevişme vakti olsun
    çek bir nefes, önümüz deniz olsun, doğacaksa ay şimdi doğsun …
    Cevat Çeştepe
    Soylular; yani bilgi, yani emek ve mutlaka aşk ….
    "


    Kesinlikle, nefes nefes çektim dizeleri. Yüreğinize, bilginize, emeğinize sağlık ..
  • MihraceM

    Yazının görseli

    Azade Bildirdi;
    Hüzün, güz yapraklarının sarısı
    Hayat, gizli öznedeki bir romanın sayfasi
    Aşk,sanrıların kanamalı hastası
    İhanet, kaçınılmaz sonun veda hutbesi
    Düsü düslerken,plastik neonlarin gölgesinde
    Meğerse, kendi sahnelerimiz sergileniyormuş
    İmkansizligin,son perdesinde…
    Kapandi perde, koptu alkiş,
    Kimin di bu sahne…
    Ve kime idi bu alkış
    Tutarsız kurgularla, kirlenirken bu film
    Hangi, şizofreni acıların senaryosuydu…
    Sinsiydi senarist,
    Filmi tam orta yerinden vurdu
    Oynayan da kendi payina düseni aldi
    Düs düstü ,
    Hayat kanadı,
    Kesilen biletler
    Sezonluk bir yasamın,ucundan gülümseyen,
    Şizofren yazarın, fragmanına yaradı
    İnsin perde,sönsün ışık
    Geriye sadece ben kalayım,
    Gölgeme yapişik
    Kaldir, yükünü ahir zaman
    Nefs,düsüsün sinyallerinde
    İçimdeki çığlık ise,
    Bu son perdenin finalinde
    Düs, yakamdan gölgeme yapısık nefis
    Bu hayattan da öte var ,yaşayacaklarımdan leziz
    Okyanuslar senin olsun, ben damlaya raziyim
    Bedel ne ise, ödemeye hazirim…
    Fundalıklarda yolumu kaybettim,
    Arı kovanına nazırım…


    Düs, yakamdan gölgeme yapısık nefis Bu hayattan da öte var ,yaşayacaklarımdan leziz Okyanuslar senin olsun, ben damlaya raziyim Bedel ne ise, ödemeye hazirim… Fundalıklarda yolumu kaybettim, Arı kovanına nazırım… Az a kanaat bağlamında, ödenesi bedellere bu kadar hazır olma durumu, anca bu kadar güzel motiflenebilirdi. Güzellikleri, çokça hakkeden arkadaş, yüreğine bolca sağlık..! derim ben.
  • G

    Yazının görseli

    uzungemici
    bildirdi:
    "
    sahibi gözükmeyen fotoğraf karelerinden, intiharlar patlamış
    iskelenin çımacıları, güvertelerden miçolarla denizlere atlamış
    sonsuz kanatlı bir albatros, çekerken güneşin önündeki perdeyi
    başka gecelerde gerçek fenerler, başka dünyaları aydınlatmış/
    …….
    haydi sen canımın içi,
    topla cesaretini ve iki adım öne çık diğer solistlerden, saz heyetinden
    başlayıncaya kadar yenisi beraber şarkılar bitti, şimdi sıra soloya geldi
    öyle bir konser olsun ki, sevdiğimiz bütün şarkıların en seçmelerinden
    içinde yalnız sen ol bir de ben, ama ikimizden başka kimseler bilmeden.
    ve aynı anda ben,
    seni pahalı bir gemici lokantasında ama çok uzaklarda dinliyor olacağım
    sarhoşluğunu sevdiğimiz içki ve masada ikimizin kadehi, istediğimiz gibi
    ve dalında bir gül, yapraklarını düşürmeden yere sen diye koklayacağım
    sevdamızın adını kainata, yıldızlara bile duyurmadan böyle haykıracağım.
    …./gemici fenerleri birden yanar, sirenler çalmaya başlar, şaşırırsın
    kaçar yalnız ve tedirgin uykularının satırbaşları, gözlerini aralarsın
    şimdi sen canımın içi,
    alınlardan damlayan terler sıralanmasa da, tespih tanesi gibi imame altına
    ibadetin en onurlu şeklidir yüreği katabilmek yüreğe, kirlenmemiş haliyle
    haydi, hiç görmediğim adım seslerinle yürü, denize açılan bütün sokaklara
    bir martı konabilir belki omzuna, ama o ben değilim sen devam et yoluna.
    ve aynı anda ben,
    ödeyerek yenmemiş mezelerin hesabını, alıyorum elime kadehlerimizi
    doysun karınları sokak kedilerinin diye, bakmadan bile dönüp geriye
    yürüyorum denize açılan sokaklara ve uzaktan gördüğüm an iskelemizi
    elimi siper ederek bekliyorum gözlerime, denizlerin adresini, gemimizi.
    ……..
    /iskeleye yanaşmadan safralarını dökmüş gemi, deniz kirlenmiş
    ıssızlığı boğan yağmurlar yağmış, denizi ve güverteyi temizlemiş
    sonra beraber geçilmiş dümenin başına, yelkenler fora demeden
    şiir, demir alıp denizlerden, yeni hayatlara vira bismillah çekmiş/
    Cevat Çeştepe
    "


    şimdi sen canımın içi, alınlardan damlayan terler sıralanmasa da, tespih tanesi gibi imame altına ibadetin en onurlu şeklidir yüreği katabilmek yüreğe, kirlenmemiş haliyle haydi, hiç görmediğim adım seslerinle yürü, denize açılan bütün sokaklara bir martı konabilir belki omzuna, ama o ben değilim sen devam et yoluna. yüreğe katabilmek en temiz haliyle,kirletilmemiş,yıpratılmamaış en şeffaf haliyle. yürü denize açılan bütün sokaklarda,omuzuna konan martı ben olmayabilirim,beni bul bulabilirsen bıraktığın gibi bıraktığın yerde...o bıraktığın eski birinden bir benzeri kaldı ise.... Şahan Bey bu güzel paylaşımınızdan dolayı teşekkür ederim..iyi paylaşımlar.saygılar..
  • MihraceM

    Yazının görseli

    uzungemici
    bildirdi:
    "
    “Sana ; ne yazdıklarım seni anlatabilir,
    ne de sen anlattıklarımdan bir şey anlayabilirsin.
    Sen sadece benim, yaşadıklarımda ya da yaşayamayacaklarımda gizlisin.”
    (duymadın bu sabah günaydın dediğimi, uyuyor musun)
    sana mavi masallarıma yerleştirilmiş, ağaç dallarımdan sesleniyorum
    karanlıklarımda aydınlık ol ya da hürriyetime çıksın adın, demiyorum
    düştüğü zaman gözlerime, sadece satır başlarımda kalmasın gözlerin
    beni yazılmamış sözcükler ve ses verilmemiş seslerden tanı diyorum
    … anlıyor musun .
    anlıyorsun işte
    ne renkti sevdiğim şehrin bulutları, karşı sahilini çoktan unuttuğum
    havası deniz suyu kokardı galiba, mevsimleri bahar mıydı soluduğum
    bunlarla parçalanıyor düşlerim benim, hasretim gölgesiz koca bir çınar
    her biri çiy tanesi olup büyürken yapraklar, ne kadar kötü üşüyorum
    … biliyor musun .
    biliyorsun işte
    buz tutmuş damar yollarımda buzkıranım yok, tek başıma korkuyorum
    bin halay çekilse bile etrafımda, en uzak kuytuya saklanıp susuyorum
    yani düşman başına desem yakışmaz ki, hasretin sadece bende kalmalı
    ve bundandır işte her sabah sana, ucu yanık kokulu çiçekler yolluyorum
    … duyuyor musun .
    duyuyorsun işte
    denizin dalgaları boğazımıza kadar anason bastıkça, nasıl da gülüyorum
    karşımızda gün batırırken kucak boyu öteler, ben menekşe topluyorum
    rüzgarın uçurması bahane saçlara, maksat alnın gece ateşinde yansın
    çünkü ben öyle seviyorum ve şimdi senin en sevdiğin şarkıyı söylüyorum
    … dinliyor musun .
    dinliyorsun işte
    pencerenden giren seher yelidir sesim, her makamda üstünü örtüyorum
    gözlerin tavanda ve yüreğinde acabalar, ama aynı filmi bende izliyorum
    birden dallara uzanıyor ellerin, koparmak değil okşamak için bereketi
    içim nasıl dağılıyor o an, çöl sıcağına düşen kutup beyazına dönüyorum
    … hissediyor musun .
    hissediyorsun işte
    acıtan zaman ve mekanın dövüşüdür, kurgum boşalmış buna ağlıyorum
    attığım her adım da ters yöne dönüyor saat, ne yapsam düzeltemiyorum
    ama bak senin denizlerinden doğan güneş, benim gözlerime de düşüyor
    kimse uyanmadan sarıl bana, aynı bardaktan içmek için çay getiriyorum
    … istiyor musun .
    (yüreğin çok uzaklara dalmış gitmiş, neler düşünüyorsun)
    Cevat Çeştepe
    "


    Sana; ne yazdıklarım seni anlatabilir, ne de sen anlattıklarımdan bir şey anlayabilirsin. Sen sadece benim, yaşadıklarımda ya da yaşayamayacaklarımda gizlisin.” öyle bir anlatmışki kalem yürekten gelenleri ben sustum hocam saygıyla kaleminiz hiç susmasın
  • E

    Yazının görseli

    gün doğmamıştı …
    buz tutmuş nehirlerin üstünden uçarken kurşun
    göl kuşları başlarını eğdiler, vurulmamak için
    kanatlar; toz beyazına düşen tüylerini seyrettiler
    bir anlam veremediler …
    şimdi ağlayan her çocuğun uyuması gereken saatlerdi
    gün doğmamıştı.
    birinci sayfa:
    parlak kumbaralara düşen damlalar gibi büyüyorken hayaller
    dinlenen şarkıların en güzeli olacaktı masallarda kalan sesler
    perdenin arkasındaki karanlık ne ay, ne yıldızlar ne de geceydi
    çözülemeyecek bir bilmecenin yazılmayan bütün kelimeleriydi
    yokuş desenli ayak izleri gibi üzerine sim dökülmüş güzergahlar
    tutacak ellerinden ilk adımı attırmak için melek yüzlü şeytanlar
    …….
    gün batmamıştı …
    yağmursuz ormanlarda sırılsıklam uçarken kurşun
    ağaçlar dallarını yana açtılar, vurulmamak için
    yapraklar; çürümeden kırılan dalları seyrettiler
    bir anlam veremediler …
    şimdi ölen her canlının tam yaşaması gereken saatlerdi
    gün batmamıştı.
    sonuncu sayfa:
    karanlık dehlizlere asılı yabancı pankartlardır önünden geçilen
    uğurlamalara ağıttır bu, masalların seslerine hiç benzemeyen
    bir balyoz sanki her saat başında paramparça eden kumbaraları
    gün batımlarına yakın yeniden deşen kanaması dinmeyen yaraları
    saklanmak için satır aralarına iz bırakırken böcekler tozlu raflarda
    doğumdan bitmeyen sancılı, bin çocuğun adı yazar tüm kitaplarda
    …….
    gün hiçbir yerdeydi …
    dünyanın yörüngelerinde dönüp dolaşırken kurşun
    bütün korkular ölüme saklandı, vurulmamak için
    insanlar; kaynayan cadı kazanlarını seyrettiler
    bir anlam veremediler …
    şimdi hikayelerin yeniden ve kanamadan yazılacağı saatlerdi
    gün her yerdeydi …
    kitabın içi:
    teferruat; insan olmak yazıyordu çağ bahçelerinde çiçek toplayan
    topladığı çiçekleri aşk gibi barut görmemiş tarafından koklayan
    el ele tutuşmuş mumlardan erişilmez voltlarda aydınlık olmak
    hücrenin karanlık her köşesine aynı ışıktan aynı aydınlığı yaymak
    gömsek ne olur başımızı kumlara, bir kurşun nasılsa bulur izimizi
    biz ölürüz, hikayeler yanar kime okuruz ölü gözlerle şiirlerimizi.
    Cevat Çeştepe


    Sevgiye değer, büyük kalem, Cevat ÇEŞTEPE ! yazılarınızı yada şiirlerinizi okuma fırsatını, henüz bulmuş olduğum için, kendimi eksik hissetim. Lakin bu fırsatı yeni de olsa bulmuş olmam dan doğan bir kıvanç da; yeşerdi BEN'de.. "Yarası Kanayan Hikayeler"'i bizlere okuttuğunuz EDEBİKELAM sitesinin de takdire şayan olduğu; gün gibi ortada.. Sevgili Cevat ÇEŞTEPE ! gerçek anlamıyla profesyonel düzeyde, kaleme almış olduğunuzu düşündüğüm, bu şiirinizin tadına gelince: "İNSAN" olmanın vermiş olduğu tadı; çok güzel yoğurmuşsunuz ve bu tadı bizlere, bu yoğurulmuş haliyle sunmanız bir lütuf.. En bol ve en kurşunsu ! tarafından teşekkürler Cevat ÇEŞTEPE., yüreğinize sağlık.
  • E

    Yazının görseli

    Elimde son sigaram
    Dumanında hasret dalgaları
    Adımlıyorum isimsiz sokakları
    Yalnızlıkların kesiştiği noktada
    Gölge oluyor, ardın sıra yürüyorum
    Düşlerimin derinliklerinde kulaç atıyorum umuda
    Bir bulut oluyorum
    Ve yağıyorum özlemlerin üzerine
    Her damlada vuslatı sunuyorum
    Güneş kadar sıcak bir bilinmeze uyanıyorum
    Kum saati devrine yeni baştan başlıyor
    Her kum tanesinde adımlıyorum yaşamın çizgilerini
    Engelli koşucu misali
    Hayat maratonunun mutluluk kulvarında koşuyorum
    Yüreğim rehberim...
    03.05.2009
    Birgül Gökbaş


    Elimde son sigaram Dumanında hasret dalgaları Adımlıyorum isimsiz sokakları HASRETLERİN SİGARA DUMANI KADAR TEZ GEÇMESİ DİLEKLERİMLE.., KALEMİNİ VE REHBERİNİ VE ADIMLARINA YOL OLAN İSİMSİZ SOKAKLAR INI KUTLARIM MİRAY..! KALEMİN ! EN KESKİN HALİYLE, HOŞ GELMİŞ, SEFALAR GETİRMİŞ, BİRGÜL YOLDAŞIMM..!
  • MihraceM

    Yazar: Mihrace

    Yazının arşiv görseli

    Bu yazının yalnızca arşivde bulunan bölümü kurtarılmıştır.

    O! köyünün sokaklarında salınan nazlı bir ceylandı.
    Geleceğe dair hayalleri vardı,
    Yaşamı bir evcilik oyunu sandı
    Her genç kız gibi sevdalandı, mutluluktu düşlediği
    El ele verip çıktılar bir yolculuğa,
    İstikamet masallar diyarıydı
    Acı yoktu düşlerinde, ayrılık, hasret yoktu
    Ama veda etti köyüne, sevdiklerine,
    İlk ayrılık acısı düştü yüreğine
    Bir yanda anne baba özlemi,
    Bir yanda sıla hasreti yüreğini dağladı
    Her türkünün sözleriyle ağladı
    Beklediği gibi değildi hayat
    Gün oldu aç kaldı, yalnız kaldı
    Çetin bir mücadeleydi yaşam
    Sıkıntılar hergün büyüyordu, ama yılmıyordu
    Bir güneş gibi doğdu ilk bebeği,
    Sonra ikinci ve diğerleri
    Anne olmanın mutluluğu ile ikinci baharını yaşıyordu
    Sevdiceği sürekli yalnız bırakıyordu
    Not:
    Acının yoğurduğu çileli bir yaşamın hikayesidir yaşananlar..
    Sevgili anneciğimin hüzünlü, sevgi dolu yüreğinin kanayan yarasıydı
    yansıtmaya çalıştıklarım..Hiç bir anneye evlat acısı tattırmasın
    Yaradan..Hakkını ödeyemeyeceğimiz annelerimizi bir gün değil
    hayatımızın her anında hatırlamak dileğiyle..Tüm annelerin ve sevgili
    annemin anneler günü kutlu olsun


  • A

    Yazar: Azade

    Yazının arşiv görseli

    Bu yazının yalnızca arşivde bulunan bölümü kurtarılmıştır.

    Gecenin en futursuz, tamtamlar çalan bir saatinde, gizlenmis zaman gecmisin kuytularinda...
    ben ise: düşlerime düşen gizlerimin, can çekişen surlarında, gönüllü bekçilik yapıyorum.
    Harabeye uğrayan anılarımı,acılarımı, mutluluklarımı çıkarıyor
    Ve bahar temizliğini yaşıyorum.

    Öylesine tozlanmışlar ki;
    bir gülü okşar gibi siliyorum.
    Yorgun düşüyor bedenim, bir kulaç nefes alıyorum…
    Sonra, dalıyorum odamın penceresinden, karsimda bir siluet beliriyor,basliyorum konusmaya...Sen mi kimsin…… ?
    uzak değilsin aslında bana,yakınsın hemde tanıdık….
    O derecede ulaşamadığım, yıldızlar kadar uzak…
    bazen dost, bazen yaren kadar aşina...

    bezen se, bir el kadar ırak…
    Bazen davetsiz misafir, bazen beklenen konuk…
    bazen de kendi kısır yalnızlığına kucak açmış, bir kovuk…

    hepsi de sensin aslında….

    bir başkaları zannedilseler de…. sensin bu…

    istesen de, yad'sısanda ..
    bu ben değilim diye isyan etsen de….
    Oyunun karakteristiğini beğenmesen de
    iyi senaryolar üretemezsen de, tek kişilik

    ve tek alkış alacak, oyunlar sergilesen de…
    bu sensin…..
    Sonunda, başka senaryolara sığınan da
    ve gerçek hayatın tam ortasında yaşayan da….
    Sen busun, artılarınla eksilerinle... ama farkındasın, farkındalığnının ,
    ve gerçeklerinin….
    bunlar güçlü kılıyor ya seni..
    tökezlesen de düşmüyorsun,
    düşsen de yere serilmiyorsun…
    Her daim ayakta durup, dengeni sağlayabiliyorsun…
    çünkü kendini seviyorsun..
    Dünyaya bir kez daha gelmeyeceğini
    hayatı, ıskalama lüksünün olmayacağını..
    ve senden başka, bir tane daha olmadığını
    O yüzden değerlisin kendine... kendinin kıymetini bilenlerdensin….
    ve her daim bileceksin de....


  • A

    Yazar: Azade

    Yazının arşiv görseli

    Bu yazının yalnızca arşivde bulunan bölümü kurtarılmıştır.

    Nedir yaşam? Başkalarının acılarını emmekle geçirilmiş bir sünger mi..
    ?
    Modern gündelik hayatın,yatak odalarına,tuvaletlerine, dev
    büyüteçlerle dalan,gerçekliğin, korkutucu karmaşasına ,psikolojik
    göndermeler yapılan,
    ezeli oyuncu insana anlam verme çabası mı....?
    Kentliler, köylüler, burjuvalar, aristokratlar,veliler,
    deliler,sanat ve aşkın en belirgin ifadesi olan,yüzler kıçlar,
    baldırlar,,,her kurum,ve kimlik, yıldızlı, yaldızlı, cilalı bütün
    ilişkiler,ezbere dayalı atmosferin,varoluş temeline dayanan esareti
    mi..?
    Kaderin ve tinsel baskının, hüküm sürdüğü bir gecenin sonunda,dökülür bu soru işaretler karmaşası…
    Bütün tedirginliklerin,kaygıların,kuşkuların ardı ardına gelmesi, bir krizin başladığı son saniyelerini haber verir....
    Bu sinyali alan ben…..zannetmeyin ki;derin galaksilerin arasına
    dalmış.Bu yazgıyı,tinsel baskıyı,varlığını değiştirme
    konusunda,beyninin henüz ölmediğini,duygularının henüz
    kurumadığını,hangi ruh durumda olursa olsun,kendi yazgısının, dublorü
    olduğunun bilincinde.


  • MihraceM

    Yazar: Mihrace

    Yazının arşiv görseli

    Bu yazının yalnızca arşivde bulunan bölümü kurtarılmıştır.

    Dağlar set çeker özlemlerimle arama
    Buğulu gözlerden hasret damlar
    Buram buram sıla kokusu getirir rüzgar
    Ellerim ufuklara uzanır, ulaşmak istercesine
    Mesafelere inat, vuslata ermek istercesine
    Söylenmemiş sözler dilimde,
    Umutlar yüreğimde
    Adım adım yaklaşırken özlediklerime
    Zaman uzar gider, yetişemem ardından
    Ya da nefesim tükenir
    Yorgun düşerim kovalamaktan


Menü

Forum araçları