İçeriğe atla
  • Kategoriler
  • Güncel
  • Etiketler
  • Popüler
  • Dünya
  • Kullanıcılar
  • Gruplar
Deriler
  • Light
  • Brite
  • Cerulean
  • Cosmo
  • Flatly
  • Journal
  • Litera
  • Lumen
  • Lux
  • Materia
  • Minty
  • Morph
  • Pulse
  • Sandstone
  • Simplex
  • Sketchy
  • Spacelab
  • United
  • Yeti
  • Zephyr
  • Dark
  • Cyborg
  • Darkly
  • Quartz
  • Slate
  • Solar
  • Superhero
  • Vapor

  • Varsayılan (Arayüz Yok)
  • Arayüz Yok
Daralt
EdebiKelam.com

Edebiyatseverlerin Buluşma Noktası

Ana Sayfa Forumlar Son Paylaşımlar Hakkımızda Kayıt Ol Giriş
  • Ara
  • Mesajlar
  • Giriş
  1. Edebiyatseverlerin Buluşma Noktası
  2. Kategoriler
  3. Eksik Kalan Hikâyeyi Tamamlama
  4. Ben başladım, sizler tamamlayın

Ben başladım, sizler tamamlayın

Konu Zamanlandı Sabitlendi Kilitli Taşındı Eksik Kalan Hikâyeyi Tamamlama
8 İleti 2 Yayımlayıcılar 6 Bakış 1 İzleniyor
  • En eskiden en yeniye
  • En yeniden en eskiye
  • En çok oylanan
Cevap
  • Yeni başlık oluşturarak cevapla
Cevaplamak için giriş yapın
Bu başlık silindi. Sadece başlık düzenleme yetkisi olan kullanıcılar görebilir.
  • S
    Semiha
    İleti: 36
    yazdı Son düzenleyen:
    #1

    Eski saat kulesinin çanları gece yarısını vurduğunda, sokaktaki tüm lambalar aynı anda söndü. Sadece meydanın köşesindeki o eski sahaf dükkanının vitrininden hafif, sarı bir ışık sızıyordu. Kapıdaki çıngırak kendi kendine çaldı ve içeriden bir fısıltı yükseldi...

    Cevap Alıntı
    0
    • Yanıtlanan: Semiha
      S
      Semiha
      İleti: 36
      yazdı Son düzenleyen:
      #2

      Kapının önünde duran gölgeli karaltı, derin bir nefes alıp eşikten içeriye doğru bir adım attı. Yıllardır kayıp olan o pirinç anahtar, tam şu an avucunun içinde buz gibi parlıyordu. Fısıltı ona adıyla seslendiğinde, dükkanın derinliklerindeki tozlu rafların arasında bir şey kımıldadı...

      Cevap Alıntı
      0
      • Yanıtlanan: Semiha
        S
        Semiha
        İleti: 36
        yazdı Son düzenleyen:
        #3

        Rafların arasından süzülen gölge, yavaşça şekil alarak yaşlı bir adamın suretine büründü. Gözleri yoktu, ama adamın avucundaki anahtara bakıyormuş gibi başını eğdi. "Nihayet," dedi sesi rüzgarda savrulan kuru yapraklar gibi hışırdayarak, "Zamanı durduranların emaneti, sahibine geri döndü. Şimdi kuleye çıkmalı ve saati tersine çevirmelisin."

        Cevap Alıntı
        0
        • Yanıtlanan: Semiha
          S
          Semiha
          İleti: 36
          yazdı Son düzenleyen:
          #4

          Merdivenleri tırmanırken aslında zamandan değil, kendi içimdeki o geç kalmışlık hissinden kaçıyordum. Devasa çarkların gıcırtısı, zihnimdeki pişmanlıkların çığlığına karışıyordu. Yukarı çıktığımda, o büyük kadranın önünde durdum. Akrep ve yelkovan, hayatım boyunca kırdığım, eksik bıraktığım ve bir türlü onaramadığım tüm anların birer prangası gibiydi. Anahtarı yuvasına yerleştirirken ellerim titriyordu; çünkü zamanı geri almanın, ruhumun derinliklerinde açtığı yaraları da yeniden kanatacağını çok iyi biliyerek bu eşiğe gelmiştim...

          Cevap Alıntı
          0
          • Yanıtlanan: Semiha
            S
            Semiha
            İleti: 36
            yazdı Son düzenleyen:
            #5

            Anahtarı yuvasında çevirdiğim an, kulakları sağır eden bir sessizlik kapladı her yeri. Zaman geriye doğru akmaya başladığında, saat çarklarının sesi değil, kalbimin kırılma sesleri yankılandı kulede. Gözlerimi kapattım; çünkü geri dönen her saniye, beni o en çok kaçtığım güne, hayatımın en büyük vedasına doğru sürüklüyordu. Ruhumun katman katman soyulduğunu, gençleşirken aynı zamanda nasıl ağırlaştığımı hissettim. Geçmişi değiştirmek bir lütuf değil, kendi ellerimle seçtiğim en derin azaptı belki de...

            Cevap Alıntı
            0
            • Yanıtlanan: Semiha
              A
              Aygün
              İleti: 7
              yazdı Son düzenleyen:
              #6

              @Semiha
              biliyordum. Yine de durmadım. Demir anahtarı son bir gayretle çevirdiğimde, kulaklarımı sağır eden o mekanik uğultu yerini derin, boğucu bir sessizliğe bıraktı. Çarklar geriye doğru dönmeye başladığında, içimdeki o geç kalmışlık hissi de yön değiştirdi; artık geleceğe geç kalmıyordum, geçmişin girdabına kapılıyordum.Kendi ellerimle kurduğum bu mahkemede, akrebin her geri adımında bir vedayı, bir kırgınlığı yeniden yaşadım. Zamanı tersine bükmek, hataları silmiyordu; aksine, onları en çıplak, en acı verici halleriyle tekrar izlemeye mahkûm ediyordu beni. Gözlerimi kapattım. Ruhumdaki yaraların kanayışını, o devasa saatin tik taklarında hissettim. Anladım ki insan, zamanı geri alsa bile, kalbindeki o eksik parçayı geçmişin tozlu sayfalarında asla bulamıyordu. Sadece, yaşanması gerekip de eksik bırakılan ne varsa, onun yükünü iki kez taşımış oluyordu.

              Cevap Alıntı
              0
              • Yanıtlanan: Aygün
                A
                Aygün
                İleti: 7
                yazdı Son düzenleyen:
                #7

                @Aygün
                Derin, boğucu sessizlik odayı yeniden kaplarken yavaşça demir anahtara yürüdüm. Hataları silmek, yaşanmışlıkların kutsallığına ihanet etmekti. Anahtarı bu kez ileriye, ait olduğum zamana doğru çevirdim. Çarklar yeniden uğuldamaya, akrep hak ettiği yöne doğru ilerlemeye başladı. Anladım ki, geçmişi değiştiremiyorsak bile, geleceği o geçmişin küllerinden yeniden inşa etmek hala bizim elimizdeydi. Gözlerimi bugüne açtığımda, kalbimdeki parça hala eksikti; ama artık o yükü taşımaktan korkmuyordum.

                Cevap Alıntı
                0
                • S
                  Semiha
                  İleti: 36
                  yazdı Son düzenleyen:
                  #8

                  Eski saat kulesinin çanları gece yarısını vurduğunda, sokaktaki tüm lambalar aynı anda söndü. Sadece meydanın köşesindeki o eski sahaf dükkanının vitrininden hafif, sarı bir ışık sızıyordu. Kapıdaki çıngırak kendi kendine çaldı ve içeriden bir fısıltı yükseldi...
                  Kapının önünde duran gölgeli karaltı, derin bir nefes alıp eşikten içeriye doğru bir adım attı. Yıllardır kayıp olan o pirinç anahtar, tam şu an avucunun içinde buz gibi parlıyordu. Fısıltı ona adıyla seslendiğinde, dükkanın derinliklerindeki tozlu rafların arasında bir şey kımıldadı...

                  Rafların arasından süzülen gölge, yavaşça şekil alarak yaşlı bir adamın suretine büründü. Gözleri yoktu, ama adamın avucundaki anahtara bakıyormuş gibi başını eğdi. "Nihayet," dedi sesi rüzgarda savrulan kuru yapraklar gibi hışırdayarak, "Zamanı durduranların emaneti, sahibine geri döndü. Şimdi kuleye çıkmalı ve saati tersine çevirmelisin."

                  Merdivenleri tırmanırken aslında zamandan değil, kendi içimdeki o geç kalmışlık hissinden kaçıyordum. Devasa çarkların gıcırtısı, zihnimdeki pişmanlıkların çığlığına karışıyordu. Yukarı çıktığımda, o büyük kadranın önünde durdum. Akrep ve yelkovan, hayatım boyunca kırdığım, eksik bıraktığım ve bir türlü onaramadığım tüm anların birer prangası gibiydi. Anahtarı yuvasına yerleştirirken ellerim titriyordu; çünkü zamanı geri almanın, ruhumun derinliklerinde açtığı yaraları da yeniden kanatacağını çok iyi biliyerek bu eşiğe gelmiştim...

                  Anahtarı yuvasında çevirdiğim an, kulakları sağır eden bir sessizlik kapladı her yeri. Zaman geriye doğru akmaya başladığında, saat çarklarının sesi değil, kalbimin kırılma sesleri yankılandı kulede. Gözlerimi kapattım; çünkü geri dönen her saniye, beni o en çok kaçtığım güne, hayatımın en büyük vedasına doğru sürüklüyordu. Ruhumun katman katman soyulduğunu, gençleşirken aynı zamanda nasıl ağırlaştığımı hissettim. Geçmişi değiştirmek bir lütuf değil, kendi ellerimle seçtiğim en derin azaptı belki de...

                  anahtarı son bir gayretle çevirdiğimde, kulaklarımı sağır eden o mekanik uğultu yerini derin, boğucu bir sessizliğe bıraktı. Çarklar geriye doğru dönmeye başladığında, içimdeki o geç kalmışlık hissi de yön değiştirdi; artık geleceğe geç kalmıyordum, geçmişin girdabına kapılıyordum.Kendi ellerimle kurduğum bu mahkemede, akrebin her geri adımında bir vedayı, bir kırgınlığı yeniden yaşadım. Zamanı tersine bükmek, hataları silmiyordu; aksine, onları en çıplak, en acı verici halleriyle tekrar izlemeye mahkûm ediyordu beni. Gözlerimi kapattım. Ruhumdaki yaraların kanayışını, o devasa saatin tik taklarında hissettim. Anladım ki insan, zamanı geri alsa bile, kalbindeki o eksik parçayı geçmişin tozlu sayfalarında asla bulamıyordu. Sadece, yaşanması gerekip de eksik bırakılan ne varsa, onun yükünü iki kez taşımış oluyordu.

                  Derin, boğucu sessizlik odayı yeniden kaplarken yavaşça demir anahtara yürüdüm. Hataları silmek, yaşanmışlıkların kutsallığına ihanet etmekti. Anahtarı bu kez ileriye, ait olduğum zamana doğru çevirdim. Çarklar yeniden uğuldamaya, akrep hak ettiği yöne doğru ilerlemeye başladı. Anladım ki, geçmişi değiştiremiyorsak bile, geleceği o geçmişin küllerinden yeniden inşa etmek hala bizim elimizdeydi. Gözlerimi bugüne açtığımda, kalbimdeki parça hala eksikti; ama artık o yükü taşımaktan korkmuyordum.

                  Odanın köşesinde biriken gölgeler, zamanın hızlanan ritmiyle birlikte yer değiştirirken derin bir nefes aldım. Eksik parça acıtmıyordu belki ama oradaydı; göğsümün sol yanında tekinsiz, derin bir boşluk olarak varlığını hissettiriyordu. Masanın üzerinde duran eski saat, artık doğru zamana akmanın huzuruyla tıkırdıyordu. Dönmüştüm. Kaçtığım, feda etmeye çalıştığım ne varsa hepsinin tam ortasındaydım.Adımlarım beni pencereye doğru sürükledi. Dışarıda, şafağın ilk soluk ışıkları şehri boyuyordu. Gökyüzü kirli bir maviden, umut vaat eden bir kızıla dönerken parmaklarımı cama yasladım. Camın soğukluğu tenime işledi, beni gerçeğe zincirledi. Geçmiş, arkamda bırakmam gereken bir düşman değil, ayaklarımın altındaki topraktı; beni bugüne taşıyan, sert ama güvenli toprak.İçimdeki fısıltılar nihayet dindiğinde, o demir anahtarı cebime koydum. Sırf canım yandı diye o yılları, o insanları ve en çok da kendimi feda edemezdim. Kalbimin o eksik parçası muhtemelen hiçbir zaman dolmayacaktı. Belki de bir geleceği inşa etmek, tam olmakla ilgili değil, o eksiklikle nasıl yaşayacağını öğrenmekle ilgiliydi. Küller hala sıcaktı, canımı yakıyordu; ama ellerim artık o küllerden yeni bir dünya kuracak kadar kararlıydı. Rüzgar perdeleri hafifçe havalandırırken, ilk defa arkama bakmadan odadan çıktım ve hayatın akıp giden o kalabalık ritmine doğru ilk özgür adımımı attım.

                  Cevap Alıntı
                  0

                  Merhaba! Bu sohbete katılmak için bir hesap oluşturabilirsiniz.

                  Üye olduğunuzda konuları kaldığınız yerden okumaya devam edebilir, yeni yanıtlardan e-posta veya bildirim yoluyla haberdar olabilirsiniz. Ayrıca iletileri yer imlerinize ekleyebilir ve beğendiğiniz paylaşımlara oy verebilirsiniz.

                  Sizin de katılımınızla bu sohbet daha güzel olabilir 💗

                  Kayıt Ol Giriş
                  Cevap
                  • Yeni başlık oluşturarak cevapla
                  Cevaplamak için giriş yapın
                  • En eskiden en yeniye
                  • En yeniden en eskiye
                  • En çok oylanan


                  Menü

                  • Ana Sayfa
                  • Anketler
                  • Arama
                  • Arşiv
                  • Dosyalar
                  • En İyiler
                  • Geri Bildirim
                  • Forumlar
                  • Üyeler
                  • İstatistikler
                  • Konular
                  • Köşe Yazıları
                  • Kurallar
                  • Özel Mesajlar
                  • Şiir
                  • Tavsiye Edin
                  • Yeni Haber
                  • Hesabınız

                  Kimler Çevrimiçi?

                  Şu an sitede, 0 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

                  Henüz üye değilseniz, Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.

                  Üyelik

                  Hoş geldiniz, misafir.

                  Giriş (Kayıt ol)

                  Üyelik:

                  Son üye: Cam_Fanus

                  Toplam: 52

                  Çevrimiçi üyeler:

                  Şu an çevrimiçi üye yok.

                  Tümünü gör

                  Günün Sözü

                  İnsan, düşündüğü şeydir.
                  — Ralph Waldo Emerson

                  Rastgele Şiir

                  Seni Sevdim Ben(2)

                  Şair: Fedai Güven Gözlerinin hapsindeyim Düştüğüm zindanlar da Voltalar atıyor yüreğim, Karanlık hücrelerinde sevdam Nemli ve ıslak duvarlar, Yokluğunun ceza evindeyim Özgürlüğe susayarak. Köşe kapmaca oynuyorum, Köşesi olmayan kalplerimiz de, Attığım beş adım toplam. Hüzünlerin yakmaz canımı, Mutluluğun güldürmez Yokluğun da öldürmezse, Bir tek şeyi unutma Seni sevdim ben. Kolay değil bu sandığın kadar Alışkanlığına tutkunluğum Çırpınıp duran kafesin de, Sevdan ben de bir yangındır. Sevmek vazgeçilmez yanım, Sen çıkmazım son durak. Sofralar kurdum yokluğun da, Varmışsın gibi, iki kişilik Tek kişilik yemekler yedim, İkimize kalktı kâdehler... Sol yanım ağırıyorken, sen yoktun. Sağır bir kadınaymış kurduğum cümleler Dilsiz bir yâr dan Sohbetler beklemişim meğer. Her çölüm yanmazmış benim, Her kutpum donmaz, Zaman gelecek, bilirim... Yokluğun da koymaz. Ya gel dindir dalgaları, Yada daha çok fırtına, Bu böyle olmaz. Kalsam ölüm ensem de, Gitsem neye yarar ki? Kalmak teslimse ölüme Gitmek sensizliğe ne çare? Ve içim de yaşattığım, Senli dünyamdan çıkarken Bir tek şeyi unutma! Seni sevdim ben.

                  Şair: Fedai Güven Gözlerinin hapsindeyim Düştüğüm zindanlar da Voltalar atıyor yüreğim, Karanlık hücrelerinde sevdam Nemli ve ıslak duvarlar, Yokluğunun ceza evindeyim Özgürlüğe susayarak. Köşe kapmaca oynuyorum, Köşesi olmayan kalplerimiz de, Attığım beş adım toplam. Hüzünlerin yakmaz canımı, Mutluluğun güldürmez Yokluğun da öldürmezse, Bir tek şeyi unutma Seni sevdim ben. Kolay değil bu sandığın kadar Alışkanlığına tutkunluğum Çırpınıp duran kafesin de, Sevdan ben de bir yangındır. Sevmek vazgeçilmez yanım, Sen çıkmazım son durak. Sofralar kurdum yokluğun da, Varmışsın gibi, iki kişilik Tek kişilik yemekler yedim, İkimize kalktı kâdehler... Sol yanım ağırıyorken, sen yoktun. Sağır bir kadınaymış kurduğum cümleler Dilsiz bir yâr dan Sohbetler beklemişim meğer. Her çölüm yanmazmış benim, Her kutpum donmaz, Zaman gelecek, bilirim... Yokluğun da koymaz. Ya gel dindir dalgaları, Yada daha çok fırtına, Bu böyle olmaz. Kalsam ölüm ensem de, Gitsem neye yarar ki? Kalmak teslimse ölüme Gitmek sensizliğe ne çare? Ve içim de yaşattığım, Senli dünyamdan çıkarken Bir tek şeyi unutma! Seni sevdim ben.

                  fedai1955

                  Köşe Yazıları

                  • Köşe Yazısı 1

                    aloscuk

                  • KiM -SiN?

                    Mihrace

                  • kaçak..

                    Mihrace

                  • Bahar Yine Gelecek

                    Mihrace

                  En Aktif Üyeler

                  • Semihaİleti: 36
                  • aloscukİleti: 27
                  • Mihraceİleti: 23
                  • karciceginazarİleti: 11
                  • Azadeİleti: 9
                  Tümünü gör

                  Anket

                  Hayattan Beklentileriniz Nelerdir ?
                  Anketler
                  Toplam Oy: 3
                  Yorum: 0

                  Yeni Şiirler

                  • Seni Sevdim Ben(2)fedai1955
                  • Seni Sevdim Ben(1)fedai1955
                  • Bu Mu Vefâfedai1955
                  • Aşktan Öte İbadet (1)fedai1955
                  • Gelecektin Ya Hani Neden Gelmedinfedai1955

                  Son Yorumlar

                  • aloscuk: Köşe Yazısı 1 23.09.2026 03:09
                  • aloscuk: Köşe Yazısı 1 23.09.2026 03:05
                  • sunkay: Bakislar 15.07.2009 11:31
                  • karciceginazar: Bakislar 11.07.2009 02:18
                  • karciceginazar: Askin Intihar Vakti 11.07.2009 02:09
                  • harictengazel: Haziran'da Kar Yagar Düslerime 29.06.2009 19:19
                  • ozan: Haziran'da Kar Yagar Düslerime 26.06.2009 15:56
                  • Azade: RÜZGAR TAKVIMI ÇOCUKLARI 25.06.2009 02:45
                  • ozan: SOYLULAR 14.06.2009 16:44
                  • karciceginazar: SOYLULAR 14.06.2009 00:42
                  © 2008 – 2026 EdebiKelam.COM
                  • İlk ileti
                    Son ileti

                  Menü

                  • Ana Sayfa
                  • Anketler
                  • Arama
                  • Arşiv
                  • Dosyalar
                  • En İyiler
                  • Geri Bildirim
                  • Forumlar
                  • Üyeler
                  • İstatistikler
                  • Konular
                  • Köşe Yazıları
                  • Kurallar
                  • Özel Mesajlar
                  • Şiir
                  • Tavsiye Edin
                  • Yeni Haber
                  • Hesabınız
                  • Son Paylaşımlar
                  • Hakkımızda
                  Forum araçları
                  • Kategoriler
                  • Güncel
                  • Etiketler
                  • Popüler
                  • Dünya
                  • Kullanıcılar
                  • Gruplar