İyilikten maraz doğar demiş atalarımız ama bir kısmı da iyilik yap denize at balık bilmezse Halık bilir demişler..
Hikayeniz çok güzel ve çok anlamlıydı..Kaleminize sağlık
Mihrace
İleti
-
Timsah Kıkı İle Hacer - Serdar Yıldırım -
Canım ABLAM Doğum Günün Kutlu OlsunÖzlem teşekkür ederim canım
Sen de olmasan kutlayacak hiç kimse yok -
Bademlerden Say Beni / Paul CelanSay bademleri,
say acı olanı, uyanık tutanı say,
beni de onlara kat:
...Gözünü arardım hep, gözünü açtığında,
sana kimselerin bakmadığı bir anda,
örerdim ya o saklı, o gizli ipliği ben,
ki onun üzerinde tasarladığın çiy'in
testilere doğru kaydığı bir zamanda,
yüreğe varamamış öz bir sözle korunan.
Ancak böyle varırdın adına, senin olan,
o şaşmaz adımlarla kendine yürüyerek,
savrulurdu çekiçler sanki bir çan kulesi
boşluğundaymış gibi senin suskunluğunun.
Ölmüş olan o şey senin koluna girer
ve işittiklerin de seninle birleşirdi,
üç olup giderdiniz geceyi katederek.
Beni de acı yap, acı yap beni.
O acı bademlerden say beni.
Çevirenler: Ahmet Necdet-Gertrude Durusoy -
KiM -SiN?Yazar: EkremKemal

ne kadarı senin bu sen'in
söylesene!
gözlerin,dudakların,ellerin..
ne kadarın var nekadarın yok
söylesene!
başka birinin akşamında
başka birine
ağlayıp duruyorsun
sana seni soruyorum
susuyorsun..
sonra kendinin,siyah
o siyah gölgenin
peşine düşüyorsun..
sen
sanıp duruyorum
sen sanıp öpüyorum
başkası oluyorsun...
bana
bak bir kez olsun
birkez kendi gözlerinle
elimi tutma
yine de istemem
istemem..
anlıyor musun? -
Şu Anda Ne Dinliyorsunuz...Sayenizde bizde dinliyoruz
-
kaçak..Yazar: EkremKemal

Çelimsiz bir akissin işte
dünyayı dolduran o boşluğun içinde
mağlupsun,yaralısın
üstelik..
bir yanın ölmek hevesinde
bazı bir kahve köşesinde
bazen dağınık,içli
bir akşam saatinde
biliyorum..aklından kaçmak geciyordu
doğrusu kendinden
ama kime?
geberesi bir kafes içindesin
nereye baksan gidişler gelmeyişler
hayat..
hayat
biraz da böyle işte
ayrılıklar
pişmanlıklar
çelişkiler...
bazı
bir sahil kenarında
bazen telaşlı ıslak
bir yağmur öncesinde
biliyorum
aklından kaçmak geçiyordur
evet kendinden
ama kime? -
Bahar Yine GelecekYazar: Mihrace

Gün batımlarıyla tükenir umut
Akşamın kızıllığı sarar dört bir yanı
Kelimeler anlamını yitirmiş
Gecede derin bir sessizlik
Acının rengi tanımlanır
Düş, sus pus
Yüreğim kalemime küs..
Vuslata yükselir dolunay
Daha sabaha çok var
Beklemek..Ah! beklemek..
Yüreği ne çok yorar..
Karanlık şafağa mahkum
Umut, yeni günün özlemiyle kavrulur..
Ufuktan yavaş yavaş süzülür güneş
Esrik bakışlar fırlatır ruhuma
Baharı müjdeler kır çiçekleri
Çiğ taneleri ışıl ışıl, içimi aydınlatır
Dudağıma bir tebessüm yayılır..
Bu sabah daha farklı hayat
Kıpır kıpır yüreğim
Biliyorum,
Bahar yine gelecek
Düşler ülkesini süsleyecek…
01/ 03/2010
Mihrace -
YALNIZLIĞA DAİRŞair: Cahit S?tk? Taranc?
Can yoldaşın olmazsa olmasın
Yalnızım diye hayıflanmayasın,
Eğilmiş üstüne gökyüzü masmavi
Bir anne şefkatine müsavi.
Üç adım ötede deniz
Dosttur, ne öfkesi ne durgunluğu sebepsiz.
Bir derdin varsa açabilirsin ağaçlara
Ağaç yaprak verir, sır vermez rüzgara
Ve kış yaz,
Dalda kuş eksik olmaz
Dağ başında duman
Yalnızlık nedir göreceksin
öldüğün zaman.
Cahit Sıtkı Tarancı -
VAR GİT ARTIKŞair: Yılmaz Odabaşı
Buralarda gece uzun
Gün ışığı yakındır
Var git artık
Bakma ardına
Ölüme fazla sokulma ama
Düşün ki
Mevsim rüzgarlarının savurduğu
Bir orman insan
Sev onu, sokul, konuştur
Doludur fazla üstüne varma
Hep susmak
Susmak...
Yetmiyor bazen
İşte bu yüzden
Bütün ışıkları yanmalı yeryüzünün
Ozanlar herşeyi anlatmalı
Var git artık
Acıyı aşındırma
Tut
Ve at sevdaya uzanan çağlayana
Yılmaz Odabaşı -
İSTANBULU DİNLİYORUMŞair: Orhan Veli Kan?k
İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı
Kuşlar geçiyor, derken
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda
Bir kadının suya değiyor ayakları
İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları
İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı
Bir yosma geçiyor kaldırımdan
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere
Bir gül olmalı
İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum
İstanbul u dinliyorum.
ORHAN VELİ KANIK -
DEMEDİM Mİ?Şair: Yavuz Bülent Bakiler
Demedim mi bu hasret bitirir seni
Ay dolanır gider, yalnız kalırsın.
Her gün yeni baştan dağılır, ufalırsın
Demedim mi yüreğim sevme!
İşte ne gözyaşı, ne yemin, ne söz
Geri dönen hangi güvercinin var?
Senin hangi çiçeğini sakladı bahar?
Demedim mi aklım inanma!
Birgün naza çeker kendini demedim mi?
Görmesen, zindana döner bu şehir
Görsen, umursamaz, aldırmaz kafir.
Demedim mi gözlerim bakma!
Demedim mi bu ürperten sıcaklık
Bu taze güzellik kaybolur birgün?
Sonra boşu boşuna aranır, dövünürsün
Demedim mi ellerim dokunma!
Demedim mi birgün susar şarkılar
Sesine ses veren rüzgarlar olur
İstediğin kadar artık bekle dur
Demedim mi kulağım duyma!
Bir gün çıkıp gideceği belliydi
Ayan beyan belliydi anlayamadın.
Başka bir rüyada şimdi o kadın
Demedim mi kollarım sarma!
Bütün çektiklerim senin yüzünden
Gölge bile geçirmezdin bir zaman üzerinden
Ah! Şimdi paramparça oldun binbir yerinden
Demedim mi gururum kırılma!
Yavuz Bülent Bakiler -
Askin Intihar VaktiYazar: EkremKemal

Bir hülyasın şimdi evet bir hülya,
Gördün ya artık yapayalnızız..
Şen kahkahalar dönerken hıçkırığa
Giderek artmakta karanlığımız..
Şimdi akşamlar bir başka suskun
Gecelerim bir başka tenha olucak..
Demek artık, benden gidiyorsun
Ah avuçlarım gözyaşına doyucak...
Arasıra hayalimi aklından geçir,
Geçir ki uzanayım rüyalarına..
Unutmalıyız deyip durma ikide bir
gülüşümü bari sakla saçlarına...
Hatırlanmalı yine de bazı gecelerimiz
Ki bu aşk bukadarını coktan haketti
Boşluğun içinde buluşmalı ellerimiz
Sahile vururken yalnızlığımızın silüeti
Bırak kalsın işte özlenen bişeylerimiz
Bırak unutturursa, hayat unuttursun
Bir intihara savrulurken düşlerimiz
Bırak ta son arzumuz kavuşmak olsun.. -
Bakislar
uzungemici bildirdi;
Bir ses:
ne güzel bakıyorsun çocuk, gördüğün parlak ışıklar, o yıldızlar
onlar yarın seni de aydınlatacaklar
sen idam sehpalarında gülümsüyorken belki
elini uzatıp tutabildiğin ve yüreğinde toplayabildiğin kadar
güneş kadar …
İLK
leylek; yuva yaptığı bacadan, uzun gaga ve ince bacak olarak
gözden kaybolup gitti geniş kanatlarından rüzgarlar çıkararak
göç mevsimi değildi oysa, ayakların üstünde durma zamanıydı
çocuk, bunun çoktan farkındaydı
yıldızlardan koparıp gözünü, şehrin ışığına kuşbakışı bırakırken
kimi dededen kalma Balkan madalyaları gibi hezimet kokuyordu
kimileri ellerdeki meşalelerden yeni çağ aydınlığına yol açıyordu
her biri başka bir ilke ve tutku gibiydi cebindeki cam misketlerin
çocuğun yani çocuksu düşlerinin
bakıp gördüğü ışıklardan buydu anladığı, ilk adımlarını atarken
AŞK GİBİ
baharat tadı kadar iz bırakacaktı dudaklarında locadaki koltuklar
sinema kovboydu, hayat ılık bir soluk ama çok farklıydı sokaklar
kitap sayfasında sıkışıp kalmış bilgiler daha yerleşmeden beyinlere
ve henüz basmışken onsekizlere, yirmilere
tehlikesi öğretiliyordu aydınlıkların, gözler karanlığa alıştırılırken
kurtuluş mücadelesi gibi, dünyanın dört bir yanında, Anadolu’da
Jara’nın parmakları, kırık ezgiler olup ağlıyordu darağaçlarında
aylardan mayıstı, haziran ölümün en zor kapısından bakıyordu
ilerledikçe yaşlar yeniden görüyordu
kahpe ihanetler, sevişmelerin ter kokusunu gölge gibi koklarken
YARINLAR
Huberman yazması alfabeler yarın yeniden başlanacak okunmaya
bunca zaman geçti ama mücadeleler hala devam ediyor yaşamaya
yani değişen sadece saçların rengi, duruyor yerli yerinde yürekler
hem şimdi daha da güçlü bilekler
sıkılırken havaya meydanlarda,sokaklarda haykırarak yürürken
dur; dayamış gibi sırtını duvara, bırak nereden gelirse gelsin ölüm
inanç katıklı, sevgiyle büyümüş çocuğum benim, yürek gözlüm
öyle bakmalısın ki yeryüzüne, gökyüzüne, insanlığa dair her şeye
ama bir yeni dünya için önce güneşe
kör kuyuya düşmeden, bir oyun oynar gibi hiç büyümeden büyürken
aynı ses:
ne güzel büyüyorsun çocuk, gördüğün parlak ışıklar o yıldızlar
onlar senin ayak izlerinden kalanlar
sen güneşin koynunda en güzel uykunu uyurken belki
birazdan uzanan eller ne kadar yıldız varsa hepsini toplayacaklar
yarın olacaklar …..
Cevat Çeştepe -
Haziran'da Kar Yagar DüslerimeMihrace Bildirdi;
Bir hikayenin iki kahramanıyız seninle
Kapıldık gidiyoruz rüzgarın yeline
Dolambaçlı yollarda kaybolduk
Akıl firarda, dilimiz lal, sustukça sustuk
Uzak kutuplara doğru yolumuz
Birimiz artılarda, diğerimiz eksilerde
Belli ki meçhule varacak sonumuz
Yaşamadan nefes almanın ne anlamı var?
Talan olmuş yüreğim, yerine sığmıyor yar...
Hayat, kaygısızca içine daldığımız karmaşa
Yaşadıklarımız belli belirsiz bir rüya
Uyanmanın zamanı geldi de geçiyor bak
Su gibi akıp geçiyor ömür ne olur anla
Farkına varmak için çok geç kalma
Her gece sensizliğin nöbetlerindeyim
Umutlar tükenene dek beklemekteyim
Yüreğim isyanlarda, sabır taşı çatladı
Gecenin zifirinden yarına hüzünler kaldı
Yalnızlığım gel yoldaş ol yüreğime
Haziran'da kar yağar düşlerime
23-06-2009
Mihrace -
Şu Anda Ne Dinliyorsunuz...Ayşegül-Türkü Gözlüm
-
SOYLULARHayat merdivenlerinden çıkarken emek isteyen,
emek verilen aşkı soylulaştıran ve yücelten mükemmel satırlar her
zamanki gibi okurken tat bırakıyor..Kaleminize saygılar..Yüreğiniz daim olsun -
SOYLULARuzungemici
bildirdi:
"
güneşin su gibi akan perdelerden içeri girmesine, gerek var mı sence
duvara yaslanmış kağıt ve mürekkep kokulu binlerce hazine
sıcağı ve aydınlığı veriyor zaten, yeterince ……
*
merdivenleri çıkmak …,
bak hala ömrünü tüketmemiş, ne kadar aşınsa da basamak mermerleri
biz yılmaz ve korkmaz sürekli adım olalım, çıkmak için bu merdivenleri
ama sen, yorgunluk ve korkularınla, el-ele verip korkuluklara dayanma
bana yaslan, yanındayım nasılsa, farkında olsan da, olmasan da …
bir kapının önünde …,
bunca soluk tıkanmasından sonra, sonunda değil en başında yaşamın
söyleyecek ne çok şeyi vardır, bu bohem ve anason kokulu çatı katının
gene de keskin geçsin senin bıçağın, ilk sözcüklerinin tam ortasından
ki bilgelik koşusunda biz de koşalım, azalmadan ve yorulmadan …
böyle bir gece işte …,
öğrenmek olsun yok oluş sebebi, tavandaki dört kol örümcek ağlarının
ve toz zerrelerine saklanmış, bütün zamanlara ait bütün karanlıkların
böyle bir gece işte, söylenecek sözlerin sıra beklemesidir durak başında
bir devrimin tam zamanıdır ya da, gün batımından, gün doğumuna …
yani sevdiğim, bulutlar ne kadar örtmeye çalışsa da aydınlığını güneşin
bu gezegenin atmosferidir ter kokusu, tüter her nefesinden emeğin
başka ne yazar ki sözlükler karşısına, yaşamla sevişmelerin ….
*
yüksek bacalarda tütmek ….,
bir değil, bin değil, milyon değil daha fazla, bir sıcak ekmek kokusuna
dünyalar yaratılıyor vardiyalarda, aldırmadan duman olup savrulmalara
ister misin seninle susuz ve asfaltsız, bir çamur deryasında yürüyerek
gün doğuşu biz olalım, çalalım bütün kapıları gün gibi gülümseyerek …
büyük ateşin önünde …,
ve izleyelim üflemesini çeşm-i bülbül ustasının, toprağı, suyu ve havayı
bütün sarmal tutkuların üzerine giydirir gibi, yarını bugünden yaşamayı
ah bir köşe başı kadar uzak ve çıkmaz sokaklar kadar kapalı olsa bile
kapısı açılmayacak adres var mıdır, çalındığında kan-ter içinde …
havada ter kokusu …,
hamuruna sığmıyor hiç bir pencerenin, şafak yalnızlığında sabah ayazı
ilk damla ter düşmemiş olsa da henüz, alından başlayıp gerdandan aşağı
ateş çoktan almıştır kıvılcımını, ser yatağımızı şimdi sevişme vakti olsun
çek bir nefes, önümüz deniz olsun, doğacaksa ay şimdi doğsun …
Cevat Çeştepe
Soylular; yani bilgi, yani emek ve mutlaka aşk ….
" -
Kafesin icindenAynı hisleri paylaşan duymasada hissediyordur mutlaka yüreğin çağlayan sevdasını..
Sevgi yüklü mükemmel dizelere ve yüreğinize sağlık Cevat bey..Kaleminiz daim olsun -
Kafesin icinden
uzungemici
bildirdi:
"
“Sana ; ne yazdıklarım seni anlatabilir,
ne de sen anlattıklarımdan bir şey anlayabilirsin.
Sen sadece benim, yaşadıklarımda ya da yaşayamayacaklarımda gizlisin.”
(duymadın bu sabah günaydın dediğimi, uyuyor musun)
sana mavi masallarıma yerleştirilmiş, ağaç dallarımdan sesleniyorum
karanlıklarımda aydınlık ol ya da hürriyetime çıksın adın, demiyorum
düştüğü zaman gözlerime, sadece satır başlarımda kalmasın gözlerin
beni yazılmamış sözcükler ve ses verilmemiş seslerden tanı diyorum
… anlıyor musun .
anlıyorsun işte
ne renkti sevdiğim şehrin bulutları, karşı sahilini çoktan unuttuğum
havası deniz suyu kokardı galiba, mevsimleri bahar mıydı soluduğum
bunlarla parçalanıyor düşlerim benim, hasretim gölgesiz koca bir çınar
her biri çiy tanesi olup büyürken yapraklar, ne kadar kötü üşüyorum
… biliyor musun .
biliyorsun işte
buz tutmuş damar yollarımda buzkıranım yok, tek başıma korkuyorum
bin halay çekilse bile etrafımda, en uzak kuytuya saklanıp susuyorum
yani düşman başına desem yakışmaz ki, hasretin sadece bende kalmalı
ve bundandır işte her sabah sana, ucu yanık kokulu çiçekler yolluyorum
… duyuyor musun .
duyuyorsun işte
denizin dalgaları boğazımıza kadar anason bastıkça, nasıl da gülüyorum
karşımızda gün batırırken kucak boyu öteler, ben menekşe topluyorum
rüzgarın uçurması bahane saçlara, maksat alnın gece ateşinde yansın
çünkü ben öyle seviyorum ve şimdi senin en sevdiğin şarkıyı söylüyorum
… dinliyor musun .
dinliyorsun işte
pencerenden giren seher yelidir sesim, her makamda üstünü örtüyorum
gözlerin tavanda ve yüreğinde acabalar, ama aynı filmi bende izliyorum
birden dallara uzanıyor ellerin, koparmak değil okşamak için bereketi
içim nasıl dağılıyor o an, çöl sıcağına düşen kutup beyazına dönüyorum
… hissediyor musun .
hissediyorsun işte
acıtan zaman ve mekanın dövüşüdür, kurgum boşalmış buna ağlıyorum
attığım her adım da ters yöne dönüyor saat, ne yapsam düzeltemiyorum
ama bak senin denizlerinden doğan güneş, benim gözlerime de düşüyor
kimse uyanmadan sarıl bana, aynı bardaktan içmek için çay getiriyorum
… istiyor musun .
(yüreğin çok uzaklara dalmış gitmiş, neler düşünüyorsun)
Cevat Çeştepe
" -
Gizli Özne
Azade Bildirdi;
Hüzün, güz yapraklarının sarısı
Hayat, gizli öznedeki bir romanın sayfasi
Aşk,sanrıların kanamalı hastası
İhanet, kaçınılmaz sonun veda hutbesi
Düsü düslerken,plastik neonlarin gölgesinde
Meğerse, kendi sahnelerimiz sergileniyormuş
İmkansizligin,son perdesinde…
Kapandi perde, koptu alkiş,
Kimin di bu sahne…
Ve kime idi bu alkış
Tutarsız kurgularla, kirlenirken bu film
Hangi, şizofreni acıların senaryosuydu…
Sinsiydi senarist,
Filmi tam orta yerinden vurdu
Oynayan da kendi payina düseni aldi
Düs düstü ,
Hayat kanadı,
Kesilen biletler
Sezonluk bir yasamın,ucundan gülümseyen,
Şizofren yazarın, fragmanına yaradı
İnsin perde,sönsün ışık
Geriye sadece ben kalayım,
Gölgeme yapişik
Kaldir, yükünü ahir zaman
Nefs,düsüsün sinyallerinde
İçimdeki çığlık ise,
Bu son perdenin finalinde
Düs, yakamdan gölgeme yapısık nefis
Bu hayattan da öte var ,yaşayacaklarımdan leziz
Okyanuslar senin olsun, ben damlaya raziyim
Bedel ne ise, ödemeye hazirim…
Fundalıklarda yolumu kaybettim,
Arı kovanına nazırım…
