İçeriğe atla

World

Bu forumun dışından gelen konular. Buradaki görüşler forumun ve üyelerinin görüşlerini yansıtmayabilir.

A world of content at your fingertips…

Think of this as your global discovery feed. It brings together interesting discussions from across the web and other communities, all in one place.

While you can browse what's trending now, the best way to use this feed is to make it your own. By creating an account, you can follow specific creators and topics to filter out the noise and see only what matters to you.

Ready to dive in? Create an account to start following others, get notified when people reply to you, and save your favorite finds.

Kayıt Ol Giriş
  • aloscukA

    Bu bir deneme köşe yazısıdır.


    Köse
  • S

    Beni sorgulama. Çünkü beni her tartıya çıkardığında, aslında kendi insanlığını ölçüyorsun. Ben senin karanlığa karşı yaktığın en narin, ama asla sönmeyen mumunum.

    Ben ne zayıflığım ne de kör bir saflık.Ben senin bu dünyaya bıraktığın en sahici imzanım.


  • S

    Bugün içimde, rüzgarlı bir günde pencereden dışarıyı seyretmek gibi sakin ama derin bir his var. Günler birbirini kovalarken bazen durup sadece "ben şu an ne hissediyorum?" diye sormayı unuttuğumu fark ettim. Zihnim sürekli bir sonraki adımı planlayan, eksikleri kapatmaya çalışan bir makine gibi çalışıyor. Ama tam şu an, her şeyi bir kenara bırakıp sadece kendimle baş başa kalmanın hafifliği içimi kaplıyor.Bazen kelimelerin arkasına saklanmadan, sadece hissetmek ve o hissin beni götürdüğü yere gitmek istiyorum. Hayatın koşturmacası içinde kaybolan küçük detayları, içimdeki o sessiz odanın sesini dinlemeyi özlemişim. Karmaşık düşüncelerimin arasında, aslında en çok sadeliğe ve anlaşılmaya ihtiyaç duyduğumu görüyorum. İçimdeki bu sessiz konuşma, kendime olan şefkatimi tazelememe yardım ediyor.


    Bugün biraz hava almak için dışarı çıktım ve bir yere oturup kahvemi yudumlarken, hemen yan masada oturan iki kişinin konuşmasına istemeden de olsa kulak misafiri oldum. O andan sonra ne önümdeki kitaba odaklanabildim ne de ortamın huzuruna... Çünkü yan masadan yükselen kelimelerden adeta çıplak bir bencillik akıyordu.Konuşmayı kendi içimde muhakeme etmeden duramadım. Biri, diğerinin tüm çabasını, duygusunu ve zamanını tek bir hamlede hiçe sayıyor; tamamen kendi çıkarını ve konforunu dikte ediyordu. İşin asıl hüzünlü kısmı, bu hoyratça tavır karşısında diğerinin çaresizce susması ve alanının daralmasıydı. Haklı olmak ya da kendi istediğini almak uğruna, hemen yanı başındaki insanın varlığını bu kadar rahat yok sayabilmek büyük bir körlüktü.O masadan yükselen bu bencilce diyalog içimi burktu ama eve dönerken bana derin bir ayna oldu. İnsan ilişkilerinde adaleti, dinlemeyi ve nezaketi korumanın ne kadar hayati olduğunu o yan masaya bakarken bir kez daha anladım. Kendi hayatımda hiç kimseye bu hissi yaşatmamak için kendi sınırlarımı ve üslubumu hep tartacağım.
  • S

    Eski saat kulesinin çanları gece yarısını vurduğunda, sokaktaki tüm lambalar aynı anda söndü. Sadece meydanın köşesindeki o eski sahaf dükkanının vitrininden hafif, sarı bir ışık sızıyordu. Kapıdaki çıngırak kendi kendine çaldı ve içeriden bir fısıltı yükseldi...


    ileriye, ait olduğum zamana doğru çevirdim. Çarklar yeniden uğuldamaya, akrep hak ettiği yöne doğru ilerlemeye başladı. Anladım ki, geçmişi değiştiremiyorsak bile, geleceği o geçmişin küllerinden yeniden inşa etmek hala bizim elimizdeydi. Gözlerimi bugüne açtığımda, kalbimdeki parça hala eksikti; ama artık o yükü taşımaktan korkmuyordum. Odanın köşesinde biriken gölgeler, zamanın hızlanan ritmiyle birlikte yer değiştirirken derin bir nefes aldım. Eksik parça acıtmıyordu belki ama oradaydı; göğsümün sol yanında tekinsiz, derin bir boşluk olarak varlığını hissettiriyordu. Masanın üzerinde duran eski saat, artık doğru zamana akmanın huzuruyla tıkırdıyordu. Dönmüştüm. Kaçtığım, feda etmeye çalıştığım ne varsa hepsinin tam ortasındaydım.Adımlarım beni pencereye doğru sürükledi. Dışarıda, şafağın ilk soluk ışıkları şehri boyuyordu. Gökyüzü kirli bir maviden, umut vaat eden bir kızıla dönerken parmaklarımı cama yasladım. Camın soğukluğu tenime işledi, beni gerçeğe zincirledi. Geçmiş, arkamda bırakmam gereken bir düşman değil, ayaklarımın altındaki topraktı; beni bugüne taşıyan, sert ama güvenli toprak.İçimdeki fısıltılar nihayet dindiğinde, o demir anahtarı cebime koydum. Sırf canım yandı diye o yılları, o insanları ve en çok da kendimi feda edemezdim. Kalbimin o eksik parçası muhtemelen hiçbir zaman dolmayacaktı. Belki de bir geleceği inşa etmek, tam olmakla ilgili değil, o eksiklikle nasıl yaşayacağını öğrenmekle ilgiliydi. Küller hala sıcaktı, canımı yakıyordu; ama ellerim artık o küllerden yeni bir dünya kuracak kadar kararlıydı. Rüzgar perdeleri hafifçe havalandırırken, ilk defa arkama bakmadan odadan çıktım ve hayatın akıp giden o kalabalık ritmine doğru ilk özgür adımımı attım. Kahvemden bir yudum alıp defterimi açtığımda, masanın gölgesine bir karaltı düştü. Başımı kaldırdığımda, elinde eski bir kitap tutan, gözlerinde tanıdık bir yorgunluk taşıyan bir yabancı duruyordu."Bağışlayın," dedi sesi sakin ve derindi, "yan masadaki yoğunluktan dolayı buraya oturabilir miyim?"Hafifçe başımı sallayarak sandalyeyi işaret ettim. Kitabı masaya bıraktığında gözüm kapağına ilişti: Zamanın ve mekanın ötesine dair eski bir incelemeydi bu. Bakışlarımı fark edince gülümsedi. "Eski şeylerin her zaman anlatacak bir hikayesi vardır," dedi, "özellikle de kırık ve eksik olanların."O an anladım; dünya sadece acılardan ibaret değildi, aynı yaraları taşıyan insanları bir araya getiren görünmez bağlarla örülüydü. Cebimdeki demir anahtarı çıkardım ve masanın üzerine, kitabın hemen yanına bıraktım. Artık geçmişi saklamıyordum."Haklısınız," dedim, sesim ilk defa bu kadar gür ve emin çıkıyordu. "Ama bazen en güzel hikayeler, o kırık parçaların arasından sızan ışıkla yazılır."Önümdeki temiz sayfaya ilk kelimeleri karalamaya başladım. Karşımdaki yabancıyla aramızda sessiz bir anlaşma doğmuştu. Eksik parçam hala oradaydı, ama artık yalnız değildi. Küllerden kurduğum yeni dünyanın ilk günündeydim.
  • A

    Sessizce bükülen boynumu, sükutumu acizlik sandınız. Oysa bendeki derinlik, bir uçurumun sessizliğiydi; siz sadece kenarında yürümeyi bildiniz. Kurduğunuz o sahte düzenin çarkları arasında ezilecek bir dişli değilim artık. Gençliğimi, inancımı, gözyaşlarımı adadığım bu adreste, şimdi koca bir hiçlikten başka bir şey kalmadı elinizde.Beni hapsettiğiniz o sığ kalıplara sığmıyorum, dar geliyor yarattığınız o yapay dünyalar. Sustukça büyüyen, yuttukça göğsümü daraltan o zehir, artık damarlarımdaki asıl güce dönüştü. "Dur" dediğiniz yerde yürümeyi, "sus" dediğiniz yerde haykırmayı seçiyorum bu gece.Korkunun saltanatını, kendi ellerimle yaktığım bu yangınla yıkıyorum. Varsın küle dönsün bıraktığım ne varsa; küllerinden doğan o öfke, bana ait en gerçek özgürlüktür artık!


    içimdeki huzursuzluk değil, her şeyi yıkıp geçecek bir başkaldırı artık. Ezilmeyi, susturulmayı, bana layık görülen bu mutsuzluk enkazını kabul etmiyorum. Reddediyorum!Ona öyle bir öfke kusuyorum ki içimden, her hücrem hınçla titriyor. O fütursuzca arkasını dönüp bittiğini sanıyorsa yanılıyor. Sustuğum, içime gömdüğüm, kendimi kemirdiğim günler bitti. Bu saatten sonra kırılmam, kırarım. Beni kendi sessizliğimde boğmaya çalışanların sarayını kendi içimdeki bu yangınla başlarına yıkacağım. Bu haksızlığa karşı bende merhamet kalmadı; artık sadece saf bir öfke ve isyan var!
  • C

    Çekingen adımlarla bastığım yollar, kendimi kalabalıklardan saklama isteğimi daha da körükledi. Bugün, dışarıdaki gürültüye inat, kendi içsel sessizliğimin derinliklerinde kaybolduğum, biraz buruk ama tamamen kendime ait bir gündü


    @Cam_Fanus İçimde geçmek bilmeyen bir huzursuzluk, sığamadığım bir mutsuzluk vardı bugün.Ona o kadar kızgınım ki... Ama bu öfke dışarı taşmıyor; aldı yine yerini, içimi kemiriyor. O hiçbir şey olmamış gibi fütursuzca devam ederken, ben hak etmediğim bu değersizlik hissini kendi içimde büyütüyorum. Bağırıp çağırmak yerine yine kendimi yaraladım. Sessizliğim öfkemden daha ağır.
  • A

    Kader dediniz, boyun eğdim; sabır dediniz, ömrümü tükettim. Ama bitti. Karşınızda ne çizdiğiniz sınırlara sığan o uysal çocuk var ne de her haksızlığa yutkunan o eski enkaz. Beni kendi gölgenizle korkutamazsınız artık, ben o gölgeyi çoktan çiğneyip geçtim.Sizin alkışlarınız da yalan, ayıplarınız da. İnşa ettiğiniz o sırça köşkler, içimdeki tek bir dürüst çığlıkla un ufak olacak kadar zayıf aslında. Beni kaybetmekle tehdit ediyorsunuz; oysa ben, sizin yokluğunuzda kendimi buldum.Şimdi açın kapıları, yıkın barikatları. Çünkü bu asil öfke, sadece zincirleri değil, o zincirleri tutan ellerinizi de yakıp geçecek. Artık ben sizin dünyanızda bir esir değil, kendi cehennemimde bir kralım!


  • S

    Kimi bir parça umut bıraktı, kimi derin bir hüsran,Her insandan bir iz kaldı geriye, sanki geçip giden zamandan.Şimdi iki dünyalıyım; hem kendi içimde yalnız bir nefer,Hem de başkalarının hikayesinde silik bir yolcu, sessiz bir sefer.


  • S

    Gecenin sessizliği odanın duvarlarına çarpıp içime sızıyor. İçimde, hiçbir yere ait olamayan ama her yere gitmek isteyen göçebe bir ruh uyanıyor yine. Zaman, parmaklarımın arasından kayıp giden ince bir kum tanesi gibi; ne tutabiliyorum ne de durdurabiliyorum akışını.Bazen ruhum, kendi sessizliğinin altında eziliyor. Kelimeler yetmiyor içimdeki o derin denizi anlatmaya. Bir yanım alabildiğine coşkulu bir nehir, diğer yanım kurumuş, çatlamış bir toprak gibi sessiz. Kendi içimde kaybolurken, aslında kendimi bulmaya çalıştığımı biliyorum. Hayatın ritmi dışarıda akar giderken, ben kendi kalbimin atışlarında duruyorum. Eksik kalan ne varsa, belki de bu içsel sessizliğin içinde tamamlanmayı bekliyordur.


  • S

    Zihnimin içindeki o bitmek bilmeyen uğultu yine başladı, hayır, aslında hiç susmadı ki, sadece ben bazen duymazlıktan gelmeyi başardım ya da başardığımı sandım ama insan kendi gölgesinden kaçabilir mi, kaçamaz, imkansız. Saat kaç? Saatin kaç olduğunun ne önemi var, zaman zaten doğrusal değil ki, geçmişteki o hata, hani üç yıl önce o kapıdan çıkarken söylediğim o son kelime var ya, o kelime şu an tam şurada, boğazımda bir yumru gibi duruyor ve ben sanki hala o saniyede sıkışıp kalmışım gibi hissediyorum. Herkes bana bakıyor gibi, sokakta yürürken, otobüste, hatta şu an bu karanlık odada bile duvarların gözleri var sanki, beni yargılıyorlar, "yeterince iyi değilsin" diyorlar, "yine mahvedeceksin" diye fısıldıyorlar.Ellerim mi titriyor benim, yoksa odadaki hava mı dalgalanıyor? Bir sonraki adımda ne olacak, ya her şey tepe taklak olursa, ya o telefon çalarsa ve duymak istemediğim o haberi alırsam, aslında kötü bir şey olacağı kesin çünkü ne zaman işler biraz yolunda gitse arkasından büyük bir felaket gelir, bu hayatın değişmez kuralı, benim lanetim. Keşke şu düşünceleri bir çekmeceye kilitleyip anahtarını yutabilsem ama anahtar bizzat benim kafamın içinde ve ben sürekli o kilidi çevirip içeriye, o karanlık, karmakarışık, her köşesinden pişmanlık fışkıran o odaya bakıyorum. Kapıyı kapat, pencereyi ört, sesleri kıs... ama hayır, en yüksek ses içeriden geliyor, kendi sesim beni sağır ediyor, nefes al, sadece nefes al... ama o bile çok ağır geliyor şimdi.


    Durduramıyorum, gerçekten durduramıyorum, sanki beynimin içinde yüzlerce radyo kanalı aynı anda açık ve hepsi farklı bir felaket senaryosu yayınlıyor, sesler birbirine karışıyor. Neden her şey bu kadar ağır? sanki göğsümün üzerinde tonlarca ağırlıkta bir taş var ve ben ne kadar derin nefes alırsam alayım, o oksijen ciğerlerime hiç ulaşmıyor, hep bir eksiklik, hep bir yarım kalmışlık hissi.
  • S

    ettikten sonra iki tarafın kendini güvende hissederek(karşı tarafın kendisine saldırmayacağından emin olarak) eşine kendini açmaya başladığı, temel ihtiyaçlarını ifade ettiği, geçmiş yaşantılarından(eksiklerinden, yetersizliklerinden, acılı anılarından) bahsedebildiği bir tüneme noktasına gelebildiklerinde kendileri için en ideal ilişkinin temellerini atmaya hazır oldukları anlamına gelir.

    Gerçek bir ilişkide eşler; içtenlik, samimiyet, sevgi ve şefkat duygularıyla birbirlerinin şifacısı durumuna geldiklerinde, ilişkinin en zor tarafı olan duygusal katmanını yük olmaktan çıkarır iki taraf için de yaşam kaynağı haline dönüştürürler. Fark edilmeyi bekleyen bir sır gibi deneyimin içinde saklı olan bu destekleyici ve onarıcı ilişki, yaşanacak sıkıntılara rağmen değişime kendisini açan ve bir ötekini merak eden çiftlere kapılarını aralayacaktır. İlişkinin duygusal katmanı sağlamlaştıktan sonra geriye ortak yaşam kültürü oluşturmak, sorumlulukları paylaşmak, geleceğe ilişkin ortak hedefler koymak gibi daha çok düşünce ve davranış kısmıyla ilgili kısımlar kalacaktır ki, bunlar en temel duygusal ihtiyaçlarını ( sevilmek, beğenilmek, güvende hissetmek, değer görmek, yeterli hissetmek gibi) derinden karşıladığını hisseden bir çiftin kolaylıkla şekillendirebileceği şeylerdir.

    Şanver YEREBAKAN
    Uzm. Klinik Psk. / Psikoterapi


  • S

    Mutlu bir evliliğin tarifini yapmak mümkün mü ? Herkesin kendisi için bir tarif yapması mümkün ama herkes için bir tarif yapmak mümkün değil gibi görünüyor. İnsanların bir çoğunun evliliği, kendileri için bir milat olarak kabul ettiklerini görürüz. "Evlendikten sonra bırakacağım, değişeceğim, yapacağım" gibi sözlerle kişisel olarak daha iyi bir noktada olacağını düşünerek bu yola çıkar. Şu andaki eksikliklerin tamamlanacağı ve ideal kimliğine ulaşacağı, değişimin ve dönüşümün mihenk noktası olacak bir yer gibi hayal edilir. Sanki, uyum sağlamak zorunda olduğunuz bir hayattan tercih etme hakkına sahip olduğunuz bir hayata geçişin olacağı ve size göre şekillenecek bir ilişki ile hak ettiğiniz hayatı yaşayacağınız bir dönemin başlangıcı gibidir. Bir de evleneceğiniz kişiyle ilgili hayaller kurmaya başlarsınız. En iyi ve en doğru insanı bulmaya dönük motivasyonla aradığınız kişinin, geçmiş olumlu yaşantılarınızı devam ettirecek ve güzellikleri koruyacak, aynı zamanda olumsuz yaşantılarınızı tekrar yaşatmayacak ve ondan kalan izlerinizi silebilecek biri olmasını istersiniz. Geçmişte verilmemiş olan fırsatları size verecek, değerli olduğunuzu hissettirecek, şartsız kabul edecek ve sevgi gösterecek, tüm zayıflıklarınızla ve eksikliklerinizle size şefkat duyabilecek, kendinizi tüm yönlerinizle bütün hissetmenizi sağlayabilecek birini beklersiniz. Çünkü, ona ihtiyaç duyarsınız.

    Yapılan araştırmalara bakıldığında, evlilik hayatına ilişkin insanların bilinçdışı beklentilerinde; geçmişten kalan travmaların ve yaraların, eş ile kurulacak olumlu ilişkinin atmosferinde sarılması ve iyileştirilmesi olduğu ortaya çıkmaktadır. Ebeveynlerimizin kendi sorunlarının gölgesinde oluşturmuş oldukları ilişki biçimi, bizim gelecek hayatta kuracağımız yakın ilişkilerin çekirdeğini oluşturur. Ne kadar özenle ve fedakarlıkla yetiştirilmiş olduğumuzu düşünsek de, bizi yetiştirenlerin kendi yaraları ve travmalarının etkisiyle ortaya çıkan ilişki biçimlerinden bizler de nasibimizi alırız. Bu ilişkisel mirasın kalıplarını, yakın ilişki kurduğumuz bir çok insanda tekrarlarız. Tekrarlamamızın temel amacı, çocukluk yıllarından kalan olumsuz duyguları olumluya çevirebilmek ve temel duygusal ihtiyaçlarımızı, kaybetme korkusu yaşamadan karşılayabileceğimiz birini bulabilmektir.

    Yakın ilişkilerin son durağı olan evlilik tüm bu beklentilerin ve hayallerin gerçeklikle karşılaştığı yerdir. Eşler "Beni çok şaşırttın ve hayal kırıklığına uğrattın" derken gerçeklik üzerinden değil çoğu zaman zihnindeki ideal eş tasarımı üzerinden değerlendirme yaparlar. Karşısındakinden beklediği esneklik, sevgi, şefkat, ilgi ve desteğe en az kendisi kadar onun da ihtiyaç duyduğunu unutarak gerçeklikten uzaklaşırlar. Karşı tarafın da benzer bir motivasyon ve ihtiyaçlar eşliğinde ilişki kurduğu ve beklentisini bu yönde şekillendirdiği göz önünde bulundurulduğunda, çoğu zaman ideal evliliğe hayal kırıklıklarının çemberinden geçmeden ulaşmanın mümkün olmadığını görmekteyiz.

    Mutlu bir evliliği tanımlarken klişe bazı standartlardan bahsetmek yerine, insanların önce kendilerini sonra eşlerini daha yakından tanımaya dönük bir sürece girmeleri ve en temel duygusal ihtiyaçlarını (sevilme, değer görme, fark edilme, şefkat gösterilme, yeterli olduğunu hissedebilme gibi) eşlerine ifade edebilmeleri ve eşlerinin de en temel duygusal ihtiyaçlarını (sevilme, değer görme, fark edilme, şefkat gösterilme, yeterli olduğunu hissedebilme gibi) fark edip gidermeye dönük bir ilişki kurduklarında, o zaman evliliğe dönük beklentilerinin daha derinden karşılandıklarını göreceklerdir. Anlaşılmadıklarını, mutsuz olduklarını, derin hayal kırıklıkları yaşadıklarını, sürekli tartıştıklarını ifade eden çiftlerin karşılıklı güven zemini içerisinde kendilerini ifade edebilecek ve karşı tarafı dinleyip anlayabilecek duruma geldiklerinde gerçek bir ilişkiye başlangıç yaptıklarını görebilmekteyiz. Gerçek bir ilişkide, eşlerin evlilik öncesinde hayalini kurduğu o kusursuz eşle sadece kendi ihtiyaçlarını karşılamaya dönük tasarımladığı ilişki modelinin, evliliğin gerçekliğiyle uyuşmadığını anladığı anda yaşananlar (kavgaların azaldığı, hafif bir depresif havanın hakim olduğu ve gerçeklikle yüzleşildiği dönem), bir yas sürecine dönüşmektedir. Diğer eşin de en az kendisi kadar ihtiyaçlarının, incinmişliklerinin, travmalarının olduğunu kabul ettikten sonra iki tarafın kendini güvende hissederek(karşı tarafın kendisine saldırmayacağından emin olarak) eşine kendini açmaya başladığı, temel ihtiyaçlarını ifade ettiği, geçmiş yaşantılarından(eksiklerinden, yetersizliklerinden, acılı anılarından) bahsedebildiği bir tüneme noktasına gelebildiklerinde kendileri için en ideal ilişkinin temellerini atmaya hazır oldukları anlamına gelir.

    Gerçek bir ilişkide eşler; içtenlik, samimiyet, sevgi ve şefkat duygularıyla birbirlerinin şifacısı durumuna geldiklerinde, ilişkinin en zor tarafı olan duygusal katmanını yük olmaktan çıkarır iki taraf için de yaşam kaynağı haline dönüştürürler. Fark edilmeyi bekleyen bir sır gibi deneyimin içinde saklı olan bu destekleyici ve onarıcı ilişki, yaşanacak sıkıntılara rağmen değişime kendisini açan ve bir ötekini merak eden çiftlere kapılarını aralayacaktır. İlişkinin duygusal katmanı sağlamlaştıktan sonra geriye ortak yaşam kültürü oluşturmak, sorumlulukları paylaşmak, geleceğe ilişkin ortak hedefler koymak gibi daha çok düşünce ve davranış kısmıyla ilgili kısımlar kalacaktır ki, bunlar en temel duygusal ihtiyaçlarını ( sevilmek, beğenilmek, güvende hissetmek, değer görmek, yeterli hissetmek gibi) derinden karşıladığını hisseden bir çiftin kolaylıkla şekillendirebileceği şeylerdir.

    Şanver YEREBAKAN
    Uzm. Klinik Psk. / Psikoterapist


  • S

    Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun. Lazım olursa açar okursun, Olmazsa da olsun, bir zararı yok burada dursun.

    Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun!

    Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun. Olur ya biri eline alır okşar, biri alnından öper. Az unutursun.

    Buraya tabiatı koydum. Ağaçları, suyu, ovayı, dağı. Onlar bizim kardeşimiz, çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun.

    Buraya, küçük mutlu güneşler koydum. Günlerimiz karanlık ve çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın.

    Buraya, bir inanç bir inat koydum. Tut ki unuttun, tekrar bak, o inat neyse, sen osun.

    Buraya yolun yokuşunu koydum. Bildiğim için yokuşu. Zorlanırsa nefesin, unutma, ciğer kendini en çabuk onaran organ, valla bak, aklında bulunsun.

    Buraya umutlu günler koydum. Şimdilik uzak gibi görünüyor, ama kimbilir, birazdan uzanıp dokunursun.

    Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak; sen şahane bir okursun. Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun. N'olcak ki, bırak patronlar seni kovsun!

    Burada bir tutam sabır var. Kendiminkinden kopardım bir parça, (bende çok boldur) lazım oldukça ya sabır ya sabır, dokunursun.

    Burada güzel çaylar var. Bu aralar senin için çok önemli. Bitki çayları, kış çayları, şuruplar, kompostolar. Demlersin, maksat midene dostluk olsun.

    Şuraya Youtube'dan müzikler, Bach dinle filan, koydum. Ama müzik konusunda sen benden daha iyisin, koklayıp buluyorsun.

    Buraya bir silkintiotu koydum. Kırk dert bir arada canına yandığım, kırkına birden deva olsun.

    BİRHAN KESKİN


  • S

    Terliymiş mavi gök, bıkkınmış akşamüstü
    balkon yorgunmuş, yel söylenecekmiş.
    Hariçmiş badem dünyadan, sardunya
    daha şımaracakmış. Kerem edecekmiş taş,
    mayalanacakmış çöl, düze çıkacakmış çukur.
    Hah hah ha…
    Sağ sağrımda aşk tozu birikiyor
    gamzemde lirik hatıra.

    Karnımın üstündeki çiyden duyuyorum dünyayı
    Her ayağım bir başka yöne işaret ediyor.

    Durmadan değişiyormuş dünya
    Örümcek bağlıyormuş hatıra…

    Ruhumdaki sarkaç bir atıyor beni
    cesaretin beyaz atına, bir çekiyor içeri
    ağulu korkuya.
    (Ben üretmişim kuşkuyu, benim ipliğimmiş
    korku! hah.)

    Örümcek bağlıyormuş hatıra
    hah hah ha.

    İpim indirsene beni dünyaya

    Birhan Keskin


  • S

    Sarımsak kokulu fötr şapkalı amcalarla,
    Muhabbet ederdik kuyrukta.
    Bizler sarımsak kokan uzun bir dizenin,
    Fötr şapkalı kelimeleriydik,
    Çürük dişlerimizle bizler,
    Dökülmüş harfler gibi kelimelerden,
    Saf ve pembe gülümserdik.
    Bizler her üç ayın sonunda yeniden doğan bebeklerdik.
    Neden ilerlemiyor bu kuyruk derdik,
    Neden hep aynı yerdeyiz,
    Hayattan söz edilirdi,
    Zor denirdi,
    Ve ardından susulurdu mutlaka.

    Fötr şapkalı amcalardan biri
    Ah derdi sonra,
    Ah!
    Kuyruk öfkeyle kıpırdanırdı o zaman.

    Dıdem Mamak


  • S

    1.Biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük kardeşim

    Emrazı Zühreviye Hastanesi'ne kapatıldı anamız
    Adıyla çalışan ermiş Sirkeci kadınlarındandır

    Şeker atar hâlâ mazgallardan Cankurtaran'da
    Acı Bacı'nın acı bilmez uçurtma çocuklarına

    Yıl sonu müsamerelerine kimler çıkarılmaz?

    2.Velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim

    Babamız dövüldü güllabici odunlarla tımarhanede
    Acaba halk nedir diye düşünür arada işittiği

    Dudullu'dan tâ Salacak'a koşarak alkışlayalım
    Fazla babalarıyla dondurma yiyen çocukları

    Hangi çocukların neye imrenmesi yalınayak şiirdir?

    Ece AYHAN


  • S

    Gelir dalgın bir cambaz. Geç saatlerin denizinden. Üfler lambayı. Uzanır
    ağladığım yanıma. Danyal yalvaç için. Aşağıda bir kör kadın. Hısım. Sayıklarbir dilde
    bilmediğim. Göğsünde ağır bir kelebek. İçinde kırık çekmeceler. İçer içki Üzünç Teyze
    tavanarasında. İşler gergef. İnsancıl okullardan kovgun. Geçer sokaktan bakışsız bir
    Kedi Kara. Çuvalında yeni ölmüş bir çocuk. Kanatları sığmamış. Bağırır Eskici Dede.
    Bir korsan gemisi! girmiş körfeze.

    Ece AYHAN


  • S

    1.Şiirimiz karadır abiler

    Kendi kendine çalan bir davul zurna
    Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan
    Taşınır mal helalarında kara kamunun
    Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir

    Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler

    2.Şiirimiz her işi yapar abiler

    Valde Atik'te Eski Şair Çıkmazı'nda oturur
    Saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür
    Kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta
    Saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir

    Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler

    3.Şiirimiz gül kurutur abiler

    Dönüşmeye başlamış Beşiktaşlı kuşçu bir babanın
    Taşınmaz kum taşır mavnalarla Karabiga'ya kaçan
    Gamze şeyli pek hoş benli son oğlunu
    Suriye hamamında sabuna boğmasının şiiridir

    Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler

    4.Şiirimiz erkek emzirir abiler

    İlerde kim bilir göz okullarına gitmek ister
    Yanık karamelalar satar aşağısı kesik kör bir çocuğun
    Kinleri henüz tüfek biçimini bulamamış olmakla
    Tabanlarına tükürerek atış yapmasının şiiridir

    Böylesi haftalık resimler görür ve bacaklanır abiler

    5.Şiirimiz mor külhanidir abiler

    Topağacından aparthanlarda odası bulunamaz
    Yarısı silinmiş bir ejderhanın düzüşüm üzre eylemde
    Kiralık bir kentin giriş kapılarına kara kireçle
    Şairlerin ümüğüne çökerken işaretlenmesinin şiiridir.

    Ayıptır söylemesi vakitsiz Üsküdarlıyız abiler
    6.Şiirimiz kentten içeridir abiler

    Takvimler değiştirilirken bir gün yitirilir
    Bir kent ölümünün denizine kayar dragomanlarıyla

    Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?

    Ece AYHAN


  • S

    kente kapandık kaldık tutanaklarla belli
    sirk izlenimlerinden seçmen kütüklerinden
    yüzlerimiz temmuzdan ötürü sallanır ve uzar
    ve her köşe bir tuzaktır
    birer darağacıdır her meydan saati
    öğle vaktini kesinlikle gösteren
    oysa hep güçlü dağları görmenin zamanıdır

    çığlığım uzun uzun kalır içimde
    yani güller giyinmiş bir adam nerde ben nerde
    rüzgâr bir dirimi dört yöne bölerken tepelerde
    ve gece duruşmasından yeni çıkmışken
    sabahın terazisi eksik tartar gölgemi

    artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
    kim gelirse gelsin acıya hep yer vardır
    tutanaklarda duvar diplerinde ve bazı yerlerde
    örneğin çukurova ve mekong köylerinde
    acıdır ağacın gölgesini yapan
    bunu herkes bilir

    kutsal acı besleyen acı sütünü emiyoruz
    yatıyoruz seninle terli döşeklerde
    saati seninle kuruyoruz bir çalar saati
    sen donatıyorsun kalbimizi
    kalbimiz çoğu zaman yeterli ve ürkek
    kendi çoğunluğunu kendi üreterek

    kente kapandık kaldık iki cadde iki alan bir saat
    mutsuzluk acıya varana kadar
    artık yeminimiz bir tatar gölgesi gibi
    öyle bir gölge ki belki çok dardır
    kısa vakitlerinde aceleci akşamın

    artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
    acıya hep yer vardır aramızda
    dört cepli yeleğim aynı kolaylıkla taşır her şeyi
    bozuk paraları da umutsuzluğu da
    aynı kolaylıkla tutmuş gibi olurum
    güneşin yedi renk ayasını

    biliyor musun güçlü dağları görmenin zamanıdır
    şimdi bir bağırsan çok iyi biliyorum
    ya da üst üste silah atsan
    kent tepinir belki bütün kuşlar uçar
    belki değil mutlaka
    ama
    bir tanesi mutlaka kalır.

    Turgut Uyar


  • S

    Birgün, bir yağmurla garip garip
    -Çoluğu çocuğu terk edeceğim.-
    Bir sevgiyle doymayacak kalbim, anladım
    Alıp başımı gideceğim.

    Asır yirminci asırdır, amenna
    Bir yanımda sevgilerim, bir yanımda sancım
    Neon lambaları büsbütün karartır gecemizi
    Uzaklar daha uzaklaşır
    Bir define çıkarır gibi kayalardan, Ademden beri
    Sımsıcak sevgilere muhtacım.

    Bir gün alıp başımı gideceğim
    -Yıldızlar ışısın, yollar üşüsün, yollar...-
    Belimi bir ılık şal sarsın, mavi
    Hüzünlü bir serencamın ardından, şarkısız
    Rüyalarım unutulmuş bir handa pes desin
    Görmüş geçirmiş bir çift duygulu dudak karşısında.

    Kendi kendine çekilmez oluyor ömrüm
    Her insanın ayrı ayrı yaşayabilsem kaderinde
    Diyarı gurbette kanlı bir aşk
    Bahtsız bir çocukluk uzak köylerin birinde
    En uzak beyazlar,
    En yakın ikindilerde, duygulu
    Ve bir sahil meyhanesinde bir akşam
    İçip içip ağlasam...

    Nasıl kısa kesmeli bilmiyorum?
    Herkesin derdinden pay isterken.
    Uzak kaderlerin suları çağlar simdi
    Yıldızlar dökülür sonsuza içimizden.

    Birgün, bir parkta otururken, biliyorum
    Bir el yağmurla dokunacak omuzuma
    Bir çift göz, bir davet, bir kalp
    Çoluğu çocuğu terk edeceğim.
    Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak

    Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak
    Toprak ve insan kokularıyla,
    Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için
    Başımı alıp gideceğim.

    Turgut Uyar


Menü

Forum araçları