İçeriğe atla

EdebiKelam’ın Genç, Üretken ve Usta Kalemleri

10 Konu 14 İleti

Bu kategori, açık sosyal ağ üzerinden edebikelam-ın-genç-üretken-ve-usta-kalemleri@edebikelam.com kullanıcı adıyla takip edilebilir.

Alt kategoriler


  • Yazmak, içten gelen duyguları var olan içsel veri tabanı ile konuşturmaktır. Bazen bir şiir alır götürür insanı uzaklara. Bazen ise bir satırında bulur insan kendini. Kimi okumaktan zevk alır, kimi de paylaşmaktan. “Bunlar da benim mısralarım, benim kalemimden çıkan şiirler.” diyorsanız hadi beklemeyin.

    6 6
    6 Konu
    6 İleti
    F
    Şair: Fedai Güven Gözlerinin hapsindeyim Düştüğüm zindanlar da Voltalar atıyor yüreğim, Karanlık hücrelerinde sevdam Nemli ve ıslak duvarlar, Yokluğunun ceza evindeyim Özgürlüğe susayarak. Köşe kapmaca oynuyorum, Köşesi olmayan kalplerimiz de, Attığım beş adım toplam. Hüzünlerin yakmaz canımı, Mutluluğun güldürmez Yokluğun da öldürmezse, Bir tek şeyi unutma Seni sevdim ben. Kolay değil bu sandığın kadar Alışkanlığına tutkunluğum Çırpınıp duran kafesin de, Sevdan ben de bir yangındır. Sevmek vazgeçilmez yanım, Sen çıkmazım son durak. Sofralar kurdum yokluğun da, Varmışsın gibi, iki kişilik Tek kişilik yemekler yedim, İkimize kalktı kâdehler... Sol yanım ağırıyorken, sen yoktun. Sağır bir kadınaymış kurduğum cümleler Dilsiz bir yâr dan Sohbetler beklemişim meğer. Her çölüm yanmazmış benim, Her kutpum donmaz, Zaman gelecek, bilirim... Yokluğun da koymaz. Ya gel dindir dalgaları, Yada daha çok fırtına, Bu böyle olmaz. Kalsam ölüm ensem de, Gitsem neye yarar ki? Kalmak teslimse ölüme Gitmek sensizliğe ne çare? Ve içim de yaşattığım, Senli dünyamdan çıkarken Bir tek şeyi unutma! Seni sevdim ben.
  • Kimi insan dantel dantel işler kalemini. Kimi de konuşur gibi dizer, süsler satırları. “Bunlar da süsleyerek konuştuğum, kendi şiirsel yazılarım.” diyorsanız hadi paylaşalım.

    1 2
    1 Konu
    2 İleti
    A
    Hayat hükümsüzdür aslında... neye paraf atarsan ondan sorumlusun...Hayat nefes aldığın kadar, sevdiğin de sevildiğin kadardır o kadar baska ötesi yok...
  • Fotoğraflar, yaşadığınız anın dondurulmuş biçimidir. Kendi makinenizle çektiğiniz her türlü fotoğrafı hikâyeleri ile birlikte bizimle paylaşarak yaşadığınız anı hissettiriniz.

    0 0
    0 Konu
    0 İleti
    Yeni ileti yok
  • Günün stresinden uzaklaşıp kendinizle baş başa kalmak ve günlük hâletiruhiyenizi üç kelime ile de olsa bir şeyler karalayarak yansıtmak mı istiyorsunuz? İşte burası sizin köşeniz!

    0 0
    0 Konu
    0 İleti
    Yeni ileti yok
  • Hayaller, gerçeklerin ham maddesidir. Hangi işi yaparsanız yapın, sanatın içinde olmak, yaşamınızı bir sanat eserine dönüştürmek sizi daha da mutlu kılacaktır. Peki, ilk adım ne olmalı, ne yapalım? Eksik hikâyeleri doldurarak hayal gücümüzün sınırlarını, sırlarını keşfedelim.

    0 0
    0 Konu
    0 İleti
    Yeni ileti yok
  • Günü kurtardım, dün eksik kaldı... Şiiri yazdım, gerisi eksik kaldı... Arkamdan gelen yoldaş olsun, gönüldaş olsun... Ve sonunda EdebiKelam’ın bir hüneri olsun. Bu da bizim emeğimiz, bu da bizim gönül sesimizden çıkan bir seslenişimiz olsun!

    0 0
    0 Konu
    0 İleti
    Yeni ileti yok
  • Cevizin kabuğunu kırıp özüne inemeyen, cevizin hepsini kabuktan ibaret zanneder. “Artık taşımaktan, itiraf edememekten, kilitli sandıklarda saklamaktan sıkıldım.” diyorsanız bizimle paylaşın.

    0 0
    0 Konu
    0 İleti
    Yeni ileti yok
  • Her olayın ve her hesabın kendine ait bir dosyası vardır. Her hesapta da bir bellek adresi vardır. Hayatı her adımlayışımızda neleri kazanıp neleri kaybettiğimizi anlamıyoruz. Yanlışlar hatalardan, doğruluk bilgiden, uygulama tecrübeden gelir. Siz de mutlulukları, acıları, kederleri, zaferleri, yenilgileri ve size ilginç gelen, başınızdan geçmiş olayları paylaşın; bir başkasının hayatına yepyeni bir bakış açısı kazandıralım.

    0 0
    0 Konu
    0 İleti
    Yeni ileti yok
  • Hayatın en çekilmez olduğu, kendinizi en sevmediğiniz, her şeye, herkese atıp tutmak istediğiniz an, işte bu an. Adabımuaşereti bozmadan, Türkçemizi de argo kelimelere teslim etmeden hadi atıp tutalım.

    0 0
    0 Konu
    0 İleti
    Yeni ileti yok
  • “Mektuplar yazdım da söyleyemedim. İçime ateş düştü, söndüremedim. Kalbimi geriye çeviremedim.” demiş şairin biri... Hepimizin bir geçmişi ve yaşanmışlıkları, yaşayamadıkları olmuştur. Böyle özel anlarımızı paylaştığımız satır araları da illaki vardır. Hadi artık, onları kilitli sandıktan çıkarmanın vakti geldi.

    0 0
    0 Konu
    0 İleti
    Yeni ileti yok
  • Hak, bazen mükâfat, bazen cezadır. Ama her şeyin hakkını vermek gerekir. “Bu kadar özen gösteriyoruz, bu kadar emek sarf ediyoruz ya da tembel tembel seyrediyoruz.” demeyin. EdebiKelam’da kim neyi sergiliyorsa karneyle bunun hakkını veriyoruz.

    0 0
    0 Konu
    0 İleti
    Yeni ileti yok
  • Kendimizi tanımak, başkalarının bizi nasıl görmek istediği değil, kendi farkındalığımızın farkına varmaktır. Özgür bir birey misiniz? Hiç çekinmeden kendinizi sunabiliyor musunuz? O hâlde buyurunuz sorgu odamıza. Site yöneticisi tarafından her hafta üye isimleri belirlenecek. İsmi belirlenen üyeler, kişiliklerinden hobilerine, korkularına, deneyimlerine ve hayal kırıklıklarına kadar kendilerini eksiksiz ifade edecekler ve forumdaki paylaşımcıların sorularını cevaplayacaklardır.

    0 0
    0 Konu
    0 İleti
    Yeni ileti yok
  • Hayatı, düşüncelerimizi, hayallerimizi, ürettiklerimizi korkmadan, çekinmeden, cesaretle paylaşmalı; paylaşımlarımızla çoğalmalıyız. Hadi durmayın; yazdığınız, beğendiğiniz, beğenmediğiniz ya da “Yazsam mı acaba?” deyip yazdığınız tüm denemelerinizi paylaşınız. Paylaşın ki çoğalalım, çoğaldıkça “biz” olalım.

    1 4
    1 Konu
    4 İleti
    A
    Söyler misiniz bana, bunları hangi kitap doğrular? Adaletin bile egoya yenildiği sistem de.... insanlığın kirlendiği ve insan denilen yaratıgın, öldükten sonra basina geleceğini bielmemesi ve fitratinda ki egosuna yenildiği bu düzende hangi kitap, insan denilen yaratiğin üzerinde etkili olabilir ki.....Cem Karaca nın dediği gibi bindik bir kiyamete gidiyoruz alemete .. Allah sonumuzu hayirlisi etsin...
  • Tartışmalar, yanlışların süzgecinden geçerek doğruları elemektir; besleyici ve geliştiricidir ama bir edebi, adabı vardır. Adap ve edepten yoksun bir tartışma ise mahalle kavgasıdır. O yüzden gündemdeki ve aklınıza gelen her konuyu, ideoloji ve polemiklere sapmadan, konunun akışını ve tartışma kurallarını bozmadan yazalım, tartışalım.

    0 0
    0 Konu
    0 İleti
    Yeni ileti yok
  • Televizyon, hayatımızın bir parçası. Türk halkı, ekran karşısında en çok vakit geçiren toplumların başında geliyor. Duygusal seyirci potansiyeli olarak televizyondaki her türlü diziyi ve programı burada bizimle paylaşabilir, eleştirebilirsiniz.

    2 2
    2 Konu
    2 İleti
    S
    Sekiz yaşındaki oğlum bir akşam yemek yerken ansızın sordu: — Baba, senin ailen neden hep kötü insanlar? Elimdeki çatalı bıraktım. — Neden kötü insanlar olsunlar oğlum? — Annem öyle söylüyor. Babaannem bizi sevmiyormuş. Amcam seni kıskanıyormuş. Halam da anneme kötülük yapmış… Oğlum bunları söylerken eşime baktım. — Çocuğa neden böyle şeyler anlatıyorsun? — Ben bir şey anlatmadım, dedi. Sonra oğlumuza döndü: — Sen yanlış anlamışsın. Ama çocuk yanlış anlamamıştı. Yıllardır benim görmek istemediğim şeyi, sekiz yaşında fark etmişti: Bu evde anne tarafının kusurları konuşulup geçiliyor, baba tarafının her kusuru ise kötülük olarak anlatılıyordu. Her şey küçük cümlelerle başlamıştı: “Annen yine beni küçümsedi.” “Kardeşin seni sadece işi düşünce arıyor.” “Baban seni hiçbir zaman diğer çocukları kadar sevmedi.” “Sen bu ailede hep kullanılan taraf olmuşsun.” “Bunca iyiliğine rağmen sana ne yaptılar?” İlk zamanlarda bunları duyunca eşimin beni koruduğunu hatta uyandirdigini sanıyordum. Çocukluğumda yaşadığım bazı kırgınlıkları hatırlatıyor, yıllardır adını koyamadığım şeyleri gösterdiğini düşünüyordum. Belki de haklıydı. Çünkü bir insanı ailesinden uzaklaştırmanın en kolay yolu, ona tamamen yalan söylemek değildir. Geçmişte yaşadığı gerçek bir kırgınlığı bulup sürekli oraya dokunmaktır. Bir cümleyi bağlamından çıkarmak… Bir bakışı küçümseme saymak… Geç gelen telefonu sevgisizlik olarak yorumlamak… Unutulan bir doğum gününü yıllardır sevilmediğinin kanıtı hâline getirmek… Bir süre sonra ailemin yanında rahat edemez oldum. Annem bir şey söylese eşimin yüzüne bakıyordum. Kardeşim şaka yapsa altında başka anlam arıyordum. Her görüşmeden sonra evde saatler süren bir sorgulama başlıyordu: “Annen bunu neden söyledi?” “Kardeşinin tavrını görmedin mi?” “Baban yine seni yok saydı.” Sonunda kavga çıkmasın diye ailemi daha az aramaya başladım. Bayram ziyaretleri kısaldı. Telefonlar seyrekleşti. Davetlere bahane buldum. Ben buna “evimin huzurunu korumak” diyordum. Oysa huzuru korumuyordum. Sorun çıkmasın diye bağlarımı sessizce feda ediyordum. Burada bütün suçu eşime yükleyemem. O kapıyı kapatmak istedi; fakat anahtarı ona ben verdim. “Aman tartışma çıkmasın” diyerek sustum. Annemi aramadım. Babamı ziyaret etmedim. Kardeşlerime açıklama yapmadım. Eşim ilişkiyi yönetti, ben de pasif kalarak kopuşa yardım ettim. Bir süre sonra ailem gerçekten uzaklaştı. Aramaları azaldı. Davet etmekten vazgeçtiler. Konuşurken eskisi kadar sıcak davranmadılar. Bu kez eşim şöyle dedi: — Bak, ben sana söylemiştim. Seni gerçekten sevseler böyle davranmazlardı.Ailede üvey evlat gibisin. Oysa bu, baştan beri kurulmuş bir tuzaktı: Önce insanın ailesiyle arasına şüphe koyarsın. Sonra her görüşmeyi gergin hâle getirirsin. İlişki zayıflayınca da sonucu delil olarak gösterirsin: “Gördün mü, seni sevmiyorlar.” Çocuğumuz doğduğunda kullanılan cümleler değişti ama yöntem değişmedi: “Annen çocuğu hiç aramıyor.” “Baban diğer torununu daha çok seviyor.” “Kardesin doğum gününü geç kutladı.” “Senin ailen bizim çocuğumuzu önemsemiyor.” Çocuklar aile ilişkilerini kendileri kuramaz. Onları kim ararsa değil, çoğu zaman anne ve babası kiminle görüştürürse onu tanırlar. Kimin evine götürülürlerse onun kokusunu öğrenirler. Kimin hikâyeleri anlatılırsa ona yakınlık duyarlar. Kimin hataları sürekli tekrar edilirse ondan uzaklaşırlar. Bir gün oğlum, babaannesinin aldığı oyuncağı eline bile almak istemedi: — Beni sevmeyen birinin hediyesini istemiyorum. İşte o an anladım: Konu artık benim ailem değildi. Çocuğumun hafızasına da düşmanlık yerleştiriliyordu. Üstelik kendisine ait olmayan bir kavganın tarafı yapılmıştı. Bir çocuk, annesini üzmemek için babaannesini sevmemesi gerektiğini düşünüyorsa orada sınır koyulmuyordur. Çocuğa sadakat seçimi yaptırılıyordur. “Babaannemi seversem anneme ihanet etmiş olur muyum?” “Dedemle konuşursam annem üzülür mü?” “Babamın ailesi kötüyse babamın bir parçası da kötü mü?” Çocuk bunları açıkça söylemeyebilir. Ama içinde taşır. Garip olan şuydu: Eşim benim kuzenlerime, teyzelerime ve uzaktaki akrabalarıma karşı son derece nazikti. Düğünlerine gider, hastalandıklarında arar, sosyal medyada fotoğraflarını hep beğenirdi. Herkes onun ne kadar anlayışlı olduğunu düşünürdü. Çünkü uzaktaki akrabalar tehdit değildi. Günlük hayatımıza giremezlerdi. Çocuğumuzla güçlü bir bağ kuramazlardı. Bana sığınabileceğim yakın bir aile alanı oluşturamazlardı. Asıl koparılması gerekenler annem, babam ve kardeşlerimdi. Böylece bir gün biri: “Bu adamı ailesinden uzaklaştırdın,” derse vereceği cevap hazırdı: — Ben ailesine karşı olsam diğer akrabalarıyla da görüşmezdim. Mesele güçlü bağları zayıflatmak, zararsız ve uzak bağları ise vitrin olarak korumaktı. Elbette her baba tarafı masum değildir. Gelini küçümseyen kayınvalideler, evliliğe karışan aileler, torunlar arasında ayrım yapan büyükler vardır. Bazen uzaklaşmak gerçekten sağlıklı bir sınırdır. Ancak sınır koymakla düşmanlaştırmak aynı şey değildir. Bunu yapan bazen kadındır, bazen erkek. Bazen bilinçli bir kontrol isteğidir. Bazen kaybetme korkusudur. Bazen kendi ailesinde sevilmemiş birinin, eşinin ailesindeki her ilişkiye kuşkuyla bakmasıdır. Bazen de nesilden nesile aktarılan ve üzeri “Seni koruyorum” cümlesiyle örtülmüş bir yaradır. Ama adı ne olursa olsun sonuç değişmez: Eş yalnızlaşır. Aile bağları zayıflar. Çocuk, hiç tanımadığı insanlara karşı öfke duymayı öğrenir. Ve bir gün yemek masasında babasına şu soruyu sorar: — Baba, senin ailen neden hep kötü? Belki de o anda sorulması gereken asıl soru şudur: Gerçekten kötü oldukları için mi onları sevmiyor… yoksa onları tanımasına hiç izin verilmediği için mi?
  • Kimi duygularını kalemine yansıtır, kimi de tuvaline. Karakalem, sulu boya, pastel, yağlı boya ve diğer tekniklerle yaptığınız her türlü resmi ve kendi el emeğinizden çıkan her ne varsa bizimle paylaşabilirsiniz.

    0 0
    0 Konu
    0 İleti
    Yeni ileti yok
  • Düşlerimiz var, herkesten saklı. Rüyalarımız var, paylaşmaya hazır. Bir de gördüklerimiz, hissettiklerimiz var; ismini koyamadığımız, akıl defterimizden sıyırıp çoğaltamadığımız... Her gördüğünüz rüya, geleceğe dair bir işaret taşıyor olabilir. Geçmişten gelenle geleceğin aynasına gelin beraber bakalım. Yorumlayalım rüyalarımızı...

    0 0
    0 Konu
    0 İleti
    Yeni ileti yok

Menü

Forum araçları